Ana içeriğe atla

ZIVANADAN ÇIKMANIN SOMUTLAŞMIŞ HALİ

Kelimenin tam anlamıyla içler acısı, can yakıcı bir manzara. Sınıftaki öğretmene karşı akıl almaz davranışlarda bulunan, orasını burasını elleyen, kucaklayan kırmızı giysili bir öğrenci müsveddesi, bu hali kahkahalarla izleyen ve kendilerine "öğrenci" denilen bir güruh ve ne yapacağını bilmez bir halde sınıfa bir şeyler söylemeye çalışan, zavallı bir öğretmen. Buna benzer sahneler Türkiye'deki daha nice okulda vardır kim bilir.
Bu acı tablonun en önemli müsebbibi önce 8 yıla ve ardından 12 yıla çıkarılan zorunlu eğitim. Okuma-yazmayı ve bir takım zorunlu bilgileri öğrendikten sonra bir an önce iş hayatına atılması gereken kişiler gönülsüz bir şekilde yıllarca okul sıralarına mahkum edilirse olacak olan budur.
Bu olay, Diyanet'in sol el fetvası kadar gündem olur mu bilmem ama Milli Eğitim Bakanlığı bu soruna eğilmeli, zorunlu eğitimi bir kez daha gözden geçirmeli ve böyle olayların tekerrür etmemesi için okul idarelerinin ve öğretmenlerin elini güçlendirmelidir.
Bildiğim kadarıyla bu olay Çorlu'da bir meslek lisesinde bir iki gün önce meydana gelmiş ve Çorlu kaymakamlığı olayın baş aktörleri olan üç öğrenciye soruşturma açmış; ayrıca okul idaresini durumdan haberdar etmeyen öğretmen hakkında da soruşturma açılmış. Ancak öğretmen hakkında soruşturma açılması isabetli bir karar olmamış; çünkü gözüken o ki bu videoda seyrettiklerimiz öğretmen için bir ilk değil; aksine bir rutinden ibaret. Bundan dolayı idareyi bilgilendirmeye gerek bile duymamış olmalı. İlla ki bir soruşturma açılacaksa öğretmen hakkında değil; okul idaresi hakkında soruşturma açılmalıdır.
Son olarak şunu da ekleyeyim. Yazıyı bitirip yayınladıktan sonra twitter'a baktım. Acaba bizim şu çok duyarlı ve her konuda yorum yapmaya pek meraklı twitter ahalimiz bu konuyu gündemine almış mı diye. Bir de ne göreyim. Ritabet20TLbedava, aşıkolmuşsun, Tolga Çevik, Hüseyin Şahin ve Rıdvan Dilmen başlıklarının da yer aldığı ilk 10'a bile girememiş. Şaşırdım mı? Tabii ki hayır!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

EŞREF-İ ULUM HANGİSİDİR?

Klasik literatürde hangi ilmin eşref-i ulum; yani ilimlerin en şereflisi, değerlisi olduğuna dair bir tartışma vardır. Günümüzde de bu tartışmanın hala sürdürüldüğü söylenebilir. Bu tartışmada iddia için bir takım gerekçeler ileri sürülse de genellikle insanlar kendi uğraş alanları neyse onun diğerlerinden daha önemli olduğunu savunur. İşte eşref-i ulûm tartışması konusunda Abdülkahir Cürcânî bakın nasıl bir değerlendirme yapıyor:  "Herkes kendini sever. Kimse kendine toz kondurmaz. Bundan dolayı herkes hünerini sergileyebildiği ilim dalını diğerlerinden üstün tutar. Nasipsiz olduğu ilim dallarında ise kusur arar, onlarla uğraşan kişilere tepeden bakar ve onları habire eleştirir. Bu noktada insanlar türlü türlüdür. Kimi var ki boğazına kadar kadar heva ve hevesine batmış ve diğer ilimleri eleştirmekte zulmün son sınırına dayanmıştır. Kimi de var ki kararsızdır, zulüm ile insaf arasında yalpalar. Gâh diğer ilimlere haksızlık eder, gâh âdil olası...

KARABAŞ TECVİDİ OKUYABİLMEK DE BİR SEVİYEDİR

Bugünlerde herkes Osmanlıca dersine dair görüşlerini serdediyor. Kimi karşı çıkıyor, kimi savunuyor. Cündioğlu gibi bazı zevat da kalkmış "Hangi devrin Osmanlıcası? Akkirmani mi, Tursun Bey mi, Cevdet Paşa mı, yoksa Hamdi Yazır mı?" diye fildişi kulesinden bize ışık tutuyor. (Belli ki kendisi Osmanlıcayı Hamdi Yazır'ın Metalib ve Mezahib adlı eserinden öğrenmiş!) Zamanında İmam-Hatip Lisesinde öğrenci iken bir gün -Kayseri'de DKAB öğretmenliği yapmakta olan ve zamanında kendisinden ve kütüphanesinden çok istifade ettiğim- Halil abime Osmanlıca öğrenmek istediğimi söylemiştim. Bana kitaplığından Osmanlıca bir kitap aldırdı. Yanına oturdum ve onun yardım ve yönlendirmesiyle bir buçuk sayfa kadar okudum. Okuduğum metnin ilk cümleleri şunlardı: "Allah'a hamdü senadan ve Resulüne ve dahi âline ve ashâbına salatü selamdan sonra malum ola ki harf-i med üçtür: vav, ya, elif. Amma vav ne zaman harf-i med olur? Vav sakin olsa, mâkabli mazmum olsa ol zaman harf-i ...

KUR'AN YORUMUNDA BİR TAHRİF ÖRNEĞİ

Kur'an-ı Kerim, belirli bir coğrafyaya, belirli bir dönemde ve belirli muhataplara inmiş ve onlara BİR mesaj iletmiştir. Dolayısıyla bir tefsir faaliyeti iki aşamalı olup yorumcunun vazifesi, birinci aşamada metin içi ve metin dışı bağlamlar yardımıyla otantik/tarihsel anlamı tespit etmek, ikinci aşamada ise bu anlamdaki tarih üstü ve genel geçer mesajı çıkarmaktır. Metin içi ve metin dışı bağlamları ve tefsir literatüründe ayetler için takd ir edilen anlamları toptan devre dışı bırakarak salt metin düzeyinde yapılacak her türlü tefsir faaliyeti tahrifin daniskasıdır. İsmi lazım değil, dün gece ekran vaizlerinden biri, zekatın sarfedileceği kişilerin sıralandığı Tevbe suresi'nin 60. ayetini yorumlarken "yolda kalmış" anlamına gelen "ibnü's-sebîl" ifadesini güya evrensel (!) bir yoruma tabi tutarak bu ifadenin günümüzde "yolda kalmış projeler" anlamında anlaşılabileceğini ballandıra ballandıra ifade etmiş ve böylelikle Kur'an mesajına ev...