Bugünlerde herkes Osmanlıca dersine dair görüşlerini serdediyor. Kimi karşı çıkıyor, kimi savunuyor. Cündioğlu gibi bazı zevat da kalkmış "Hangi devrin Osmanlıcası? Akkirmani mi, Tursun Bey mi, Cevdet Paşa mı, yoksa Hamdi Yazır mı?" diye fildişi kulesinden bize ışık tutuyor. (Belli ki kendisi Osmanlıcayı Hamdi Yazır'ın Metalib ve Mezahib adlı eserinden öğrenmiş!)
Zamanında İmam-Hatip Lisesinde öğrenci iken bir gün -Kayseri'de DKABöğretmenliği yapmakta olan ve zamanında kendisinden ve kütüphanesinden çok istifade ettiğim- Halil abime Osmanlıca öğrenmek istediğimi söylemiştim. Bana kitaplığından Osmanlıca bir kitap aldırdı. Yanına oturdum ve onun yardım ve yönlendirmesiyle bir buçuk sayfa kadar okudum. Okuduğum metnin ilk cümleleri şunlardı:
"Allah'a hamdü senadan ve Resulüne ve dahi âline ve ashâbına salatü selamdan sonra malum ola ki harf-i med üçtür: vav, ya, elif. Amma vav ne zaman harf-i med olur? Vav sakin olsa, mâkabli mazmum olsa ol zaman harf-i med olur... "
Evet, bildiniz! Okuduğum kitap Karabaş Tecvidi idi. Bundan kısa bir süre sonra abimin kütüphanesinde Zihni Efendi'nin el-Muktedab ve'l-Müntehab adındaki 1000 sayfayı aşkın kitabını buldum. Bir süre balyozla kelimelerin kafasını yara yara okumaya çalıştım ve bir miktar çaba sarfettikten sonra aydınlanmaya başladım. Okuduğumu nisbî olarak anlayabiliyordum ve bu bana büyük bir haz veriyordu. Bu devasa eseri iki ay gibi kısa bir sürede bitirdiğimi hatırlıyorum.
Sözün özü, Karabaş Tecvidi de Osmanlıca için hiç yoktan iyi bir seviyedir. Sonrası kişinin ilgi alanına ve merakına kalmıştır. İster roman okur, ister tarih, ister felsefe, ister mantık. Dilerse de mezar taşı ve nine mektubu okumaya çalışır. İstekliler için Karabaş tecvidi seviyesini üniversite yıllarına bırakmakta ısrar niyedir? (Sosyal Bilimler ve İmam Hatip Liselerinde zorunlu, diğer liselerde seçmeli olması düşünülen) Osmanlıca dersine bu denli karşı çıkışta amaç üzüm yemek midir, yoksa bağcıyı dövmek midir? Şahsen ben bu işin içinden çıkamadım. Çıkan varsa beri gelsin.
Yorumlar
Yorum Gönder