Bir söz vardır "Sevgi, insanı sevdiğine karşı kör ve sağır eder" diye. Sevginin zıddı olan nefret de öyle. Kişi birinden nefret etti mi onun iyi ve övgüye değer yanlarını da görmez oluyor. Ne yazık ki şahıslara, kurumlara, devletlere ve eski ve yeni ilim adamlarına karşı tavrımız hep bu şekilde oluyor; merceği sevdiklerimizin iyi özelliklerine tutarak kötü yanlarını kabul etmemek için bin dereden su getiriyoruz ya da dünyanın en beter insanı gibi kabul edip öyle lanse ediyoruz.
Osmanlı devletine karşı gösterilen tepkiler bunun tipik örneğidir. Bazı kesânın Osmanlıya karşı tavrı takdis düzeyindedir. Bu itikada sahip olanlara göre Osmanlı padişahlarının hemen hepsi adeta birer evliyadır. Kardeş katli gibi, yanlış olduğu dile getirilen ve eleştirilen bir takım uygulamaların ise mutlaka haklı bir gerekçesi vardır.
Osmanlı alerjisi olan bir takım zevat ise adeta redd-i miras ederek her fırsatta Osmanlıyı eleştirmeyi, hatta Osmanlıdan geriye kalan üç beş hanedan üyesine her fırsatta hakaret etmeyi, laf sokmayı bir marifet bilirler. Türkiye Cumhuriyeti mevzu bahis olduğunda ise roller değişir. Bu sefer de Cumhuriyetin faziletleri rezilete, reziletleri fazilete dönüşüverir.
Bir kanaat önderini veya siyasi parti liderini seviyor veya nefret ediyorsak yine aynı tavrı gösteririz. Ya bir peygamber gibi yüceltir ya da şeytanla akraba ederiz. Hz. Peygamber'in bile bir takım konularda yanlış tercihlerde bulunduğunu ve vahiyle düzeltildiğini bilmemize rağmen önderimize, liderimize toz kondurmayız.
Sözün özü değerlendirmeye tabi tutarak iyi olanı alıp kötü olanı atmak, ayıklamak meşakkatli geliyor bize. Bu yüzden ya toptan kabul ediyoruz ya da toptan reddediyoruz. Kim uğraşacak değil mi ya!
Ne diyordu bir şarkıda: "Sevdim mi tam severim, sildim mi bir kalemde!"
Yorumlar
Yorum Gönder