Ana içeriğe atla

ÖKÜZ ALTINDA BUZAĞI ARAMAK


Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Ali Köse Kadraj programında 15 Temmuzda verilen mücadelenin milli iradeye ipotek koyma girişimine karşı bir tepki olduğunu, dolayısıyla bu mücadelede dini temaların çok öne çıkarılmamasını söylemiş ve ardından maksadını bir metafor ile özetlemek için "Allahu ekber nidaları demokrasi sesini bastırmamalı" demiş. Bu program üzerine dinin tapusunu elinde bulunduranlardan yine bir vaveyla kopuverdi: "Vay sen misin onu diyen? Demek Allahu ekber lafzıyla, dinle diyanetle sorunun var. Zaten bu ilahiyat hocaları..." 

Ali Köse'nin bu sözünü böyle bir anlama çeken kişiler ya kötü niyetlidir ya da anlama özürlüdür. Bu gruplar kusura bakmasınlar ama darbeye tepki gösterenler kendilerinden ibaret değildir. O gece tankların önüne yatan, vücudunu kurşunlara siper edenler arasında bu şahıslardan dindarlık konusunda geçer not alamayacak olan binlerce kişi vardır. Dolayısıyla vatandaşın verdiği o kutlu mücadelenin başarısını sadece dindarların hanesine yazıp diğer sınıfların üstünü çizmek, milleti kendi küçük grubundan ibaret görmektir. Sözün öncesinde ve sonrasında ne dedi, konuşmanın tamamından nasıl bir netice ortaya çıkar diye düşünmeden tek bir cümleyi cımbızla çekerek itibar katli yapmak kimsenin hakkı değildir. Hiç olmazsa böyle kritik bir dönemde ona buna sataşarak prim toplamayı bırakıp barışa, birliğe, kardeşliğe ufacık bir katkı sunsanız canınız mı çıkar? Sunacak katkınız yoksa bari biraz susun. O da yeter. 
Not: Hocanın demokrasi demesine takılanları her şeyden önce Tayyip Erdoğan'a iki çift söz söylemeye davet ediyorum. Çünkü bu süreçte demokrasi kelimesini en çok kullanan odur.

(Osman Güman, 21 Ağustos 2016)

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KAŞ YAPAYIM DERKEN

İsmi bende mahfuz bir arkadaş, İslam diniyle tanışma sürecini anlattığı bir mektup göndermiş. Evvel emirde çok da İslamî olmayan bir hayat sürerken İslam dinine dair kendisini bir merak sarması üzerine bilgilenmek amacıyla dine dair bir takım kitaplar okumaya başlayınca farklı cemaat ve gruplara mensup arkadaşlarının güya iyiliği için yaptıkları müdahaleler yüzünden nasıl bir o yana, bir bu yana savrulduğunu ve bu cendereden kurtulmak için çareyi yabancı bir davetçinin videolarını izlemekte bulduğunu söylüyor. Bu arkadaşımız lütf-i ilahî ile bir yolunu bularak bu sancılı süreçten kurtulup sahil-i selamete çıkabilmiş? Peki ya çıkamayanlar, "sizin dininize de, size de..." diyerek gerisin geriye eski hayatına dönenler, yanlış yönlendirmelerimiz yüzünden göz göre göre ateizmin kucağına ittiklerimiz, uçuruma yuvarladıklarımız? Söyler misiniz, bu vebal kime ait? Bir yanda son derece dar, dışlayıcı ve ötekileştirici bir ehl-i sünnet yorumu, öte yanda züccaciye dükkanına giren fil...

TARİH TEKERRÜRDEN İBARET

Sarıklı Türkçü namıyla meşhur Halim Sabit Şibay'ın "Ulema ve talebe-i ulum efendilere: ıslah-ı medaris münasebetiyle" adlı bir risalesinde ilginç bir pasaj gördüm. Yazar, Arapları kastederek şöyle diyor: "Maamafiyh, hallerine bakmadan bilumum urbân (araplar), kendilerini hakiki bir müslüman zannederek bir türk gördükleri zaman "nasranî" (hıristiyan) demeye cesaret ediyorlar. Demek oluyor ki biz bunlar ile beş altı yüz seneden beri bulunduğumuz halde k endimizin hak müslüman olduğumuzu bunlara anlatamamışız." Daha dokuz on sene öncesine kadar arap ülkelerine giden arkadaşların adeta ağız birliği ettiği bir husus vardı: "Camide birlikte namaz kılıyoruz. Camiden çıkınca tanışıyoruz ve bize "müslüman mısın?" diye soruyorlar. Böyle bir soruyla karşılaştığımda çok canım sıkılıyordu" diye anlatıyorlardı. Şükür ki biz, Ürdün'de bir iki istisna haricinde böyle bir şey tercübe etmedik ama belli ki bu hal yeni değilmiş ve tarih sürek...

HAVADAN NEM KAPMAK

Türkçede, aralarında bir takım nüanslar olsa bile hepsi bir tür alınmayı ifade eden pek çok kelime mevcut. Bir çırpıda akla gelenler şunlar: "Alınmak, kırılmak, gücenmek, gocunmak, incinmek, rencide olmak, küsmek, gönül koymak, darılmak..." Bunlar arasından özellikle gocunmak, içerdiği bir nükte ile dikkat çeker. "Sen neden gocunuyorsun!" ya da "Yarası olan gocunur." sözlerinde olduğu gibi gücenmenin durduk yere, sebepsiz gerçekleştiğini ya da şahsın kendisinde mevcut bir sebeple gerçekleştiğini sezdirir. Yakın anlamlı bunca sözcük olması gücenmenin çok yaygın bir olgu olduğunun göstergesidir. Yaygındır; çünkü bireyler arasında derece farkı olsa da insan, doğası gereği alıngandır. Bir sözünüzden, davranışınızdan, hatta gülüşünüzden öyle bir mana çıkarır ki çıkan manaya şaşırıp kalırsınız. Bir kısım alınganlıkların haklı sebepleri olsa da kâhir ekseriyeti,yanlış anlama kaynaklıdır. Çoğu zaman durduk yere alınmayı da beraberinde getiren yanlış anlamaya da...