Ana içeriğe atla

MENBİC Mİ, MÜNBİC Mİ?

MENBİC, Fırat Kalkanı harekatından beri sürekli farklı telaffuzlarla duyduğumuz ve bu günlerde de tartışmanın odağında olan bir yer. Haberlerde kimi Menbic diyor, kimi Münbic. Henüz bir uzlaşma sağlanamadı isminde. Bugün merak edip Yakut el-Hamevî'nin Mu'cemü'l-büldan adlı eserine baktım okunuşunu bulurum ümidiyle. Sadece okunuşu değil; neden bu adı aldığına dair bazı görüşler de var eserde. Özetle şu bilgileri veriyor müellif:
Kelimenin okunuşu, fetha, sükun, kesralı bâ ve cim harfi ile Menbic şeklinde olup eski bir şehirdir. Ben bunun Rumca kökenli bir kelime olduğunu sanıyorum; ama Arap dilinde de türemesine dair bir takım görüşler ileri sürülmesi mümkündür: 
Bir kimse tümsek anlamına gelen nebece'de oturduğu zaman "nebece'r-racul" denir. Bu fiilin ism-i mekanı Menbic şeklindedir. Bunun sahih bir türeme olduğu söylenebilir.

"Köpeğin ürmesi anlamında nebece'l-kelb fiilinden de türemiş olabilir.
Bir diğer ihtimal, Arapların kıtlık dönemlerinde yediği nebîc adı verilen bir yemekten türemiş olmasıdır.
(Müellif dördüncü bir ihtimale daha yer vermiş ama ben onu buraya yazmayayım.)
Tümsek, tepe anlamına gelen "nebece" kelimesinden türemiş olması pek mümkün değil gibidir; çünkü Menbic, tepelik olmayan düz bir arazidir. Diğer üç ihtimalin ise her biri mümkün olup her biri tercih edilebilir.
[Kelimenin Farsça asıllı olduğunu savunan] bir diğer görüşe göre Suriye bölgesini ele geçirince bu şehri Kisra kurmuş ve (ben (en) iyiyim) anlamında olmak üzere "Men bih" adını vermiştir. Daha sonra kelime, sonuna cim harfi eklenerek Arapçalaştırılmıştır...
Son bir not: Meşhur Arap şairlerinden Ebu Firas ve Buhturî de buralıymış.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

EŞREF-İ ULUM HANGİSİDİR?

Klasik literatürde hangi ilmin eşref-i ulum; yani ilimlerin en şereflisi, değerlisi olduğuna dair bir tartışma vardır. Günümüzde de bu tartışmanın hala sürdürüldüğü söylenebilir. Bu tartışmada iddia için bir takım gerekçeler ileri sürülse de genellikle insanlar kendi uğraş alanları neyse onun diğerlerinden daha önemli olduğunu savunur. İşte eşref-i ulûm tartışması konusunda Abdülkahir Cürcânî bakın nasıl bir değerlendirme yapıyor:  "Herkes kendini sever. Kimse kendine toz kondurmaz. Bundan dolayı herkes hünerini sergileyebildiği ilim dalını diğerlerinden üstün tutar. Nasipsiz olduğu ilim dallarında ise kusur arar, onlarla uğraşan kişilere tepeden bakar ve onları habire eleştirir. Bu noktada insanlar türlü türlüdür. Kimi var ki boğazına kadar kadar heva ve hevesine batmış ve diğer ilimleri eleştirmekte zulmün son sınırına dayanmıştır. Kimi de var ki kararsızdır, zulüm ile insaf arasında yalpalar. Gâh diğer ilimlere haksızlık eder, gâh âdil olası...

KARABAŞ TECVİDİ OKUYABİLMEK DE BİR SEVİYEDİR

Bugünlerde herkes Osmanlıca dersine dair görüşlerini serdediyor. Kimi karşı çıkıyor, kimi savunuyor. Cündioğlu gibi bazı zevat da kalkmış "Hangi devrin Osmanlıcası? Akkirmani mi, Tursun Bey mi, Cevdet Paşa mı, yoksa Hamdi Yazır mı?" diye fildişi kulesinden bize ışık tutuyor. (Belli ki kendisi Osmanlıcayı Hamdi Yazır'ın Metalib ve Mezahib adlı eserinden öğrenmiş!) Zamanında İmam-Hatip Lisesinde öğrenci iken bir gün -Kayseri'de DKAB öğretmenliği yapmakta olan ve zamanında kendisinden ve kütüphanesinden çok istifade ettiğim- Halil abime Osmanlıca öğrenmek istediğimi söylemiştim. Bana kitaplığından Osmanlıca bir kitap aldırdı. Yanına oturdum ve onun yardım ve yönlendirmesiyle bir buçuk sayfa kadar okudum. Okuduğum metnin ilk cümleleri şunlardı: "Allah'a hamdü senadan ve Resulüne ve dahi âline ve ashâbına salatü selamdan sonra malum ola ki harf-i med üçtür: vav, ya, elif. Amma vav ne zaman harf-i med olur? Vav sakin olsa, mâkabli mazmum olsa ol zaman harf-i ...

KUR'AN YORUMUNDA BİR TAHRİF ÖRNEĞİ

Kur'an-ı Kerim, belirli bir coğrafyaya, belirli bir dönemde ve belirli muhataplara inmiş ve onlara BİR mesaj iletmiştir. Dolayısıyla bir tefsir faaliyeti iki aşamalı olup yorumcunun vazifesi, birinci aşamada metin içi ve metin dışı bağlamlar yardımıyla otantik/tarihsel anlamı tespit etmek, ikinci aşamada ise bu anlamdaki tarih üstü ve genel geçer mesajı çıkarmaktır. Metin içi ve metin dışı bağlamları ve tefsir literatüründe ayetler için takd ir edilen anlamları toptan devre dışı bırakarak salt metin düzeyinde yapılacak her türlü tefsir faaliyeti tahrifin daniskasıdır. İsmi lazım değil, dün gece ekran vaizlerinden biri, zekatın sarfedileceği kişilerin sıralandığı Tevbe suresi'nin 60. ayetini yorumlarken "yolda kalmış" anlamına gelen "ibnü's-sebîl" ifadesini güya evrensel (!) bir yoruma tabi tutarak bu ifadenin günümüzde "yolda kalmış projeler" anlamında anlaşılabileceğini ballandıra ballandıra ifade etmiş ve böylelikle Kur'an mesajına ev...