Ana içeriğe atla

KURBANA İLİŞKİN GEÇ KALMIŞ BİR YAZI

Kurban bayramı yaklaşıyor. 2000'li yıllara kadar kurbanlar evlerde ve kesim için ayrılan belli mekanlarda kesilir ve çocuklar da "Allahu ekber" nidalarıyla kurban kesimini müşahede ederlerdi. Büyüyüp belirli miktarda mal varlığı elde edenler de kurban kesenler kervanına katılırdı.
Günümüzde ise kurbanı bizzat kendi kesmek yerine farklı gayelerle yardım kuruluşlarına kurban bağışı yapma uygulaması had safhaya çıktı. Bu uygulama güzel ve hayırlı bir uygulama olmakla birlikte bir takım riskleri de barındırmaktadır. Çünkü niyetleri en iyi bilen Allah olmakla birlikte, bazı şahıslar, gerçekten hayır yapmak niyetiyle yardım kuruluşlarını tercih ederken bazıları ise kurban ibadetini bir yük olarak algılamakta ve etiyle-kemiğiyle uğraşmamak için bağış yaparak kurbanın yükünü kısa yoldan sırtından atmak istemektedir.
Bu uygulamanın çok yaygınlaşması halinde bugünün çocukları, kurban kesimine şahit olmayacak ve dolayısıyla kurban kesmek gibi bir alışkanlık kazanamayacaktır. Bu, böyle devam ederse önümüzdeki on yıllarda kurban ile sadaka arasında hiçbir fark kalmayacağını söylemek kehanet sayılmaz.
Dünyanın dört bir yanındaki ihtiyaç sahiplerinin de kurban etinden istifade etmesi kuşkusuz önemlidir. Bir yandan kurban ibadetinin devamını sağlayacak tedbirler almak ve diğer yandan ihtiyaç sahiplerinin mağduriyetinin önüne geçmek için bizce çözüm yolu şudur:
Kurbanda tek hissesi olanlar, çocuklarını da bu önemli ibadete alıştırmak için kurbanlarını kendileri kesmeli ve 10 yaş civarındaki çocuklarını kurban kesimine yanlarında götürmelidirler. Birden çok hissesi olanlar ise bir payı kendileri kesip diğer payı yardım derneklerine bağışlayabilirler. Vesselam...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KAŞ YAPAYIM DERKEN

İsmi bende mahfuz bir arkadaş, İslam diniyle tanışma sürecini anlattığı bir mektup göndermiş. Evvel emirde çok da İslamî olmayan bir hayat sürerken İslam dinine dair kendisini bir merak sarması üzerine bilgilenmek amacıyla dine dair bir takım kitaplar okumaya başlayınca farklı cemaat ve gruplara mensup arkadaşlarının güya iyiliği için yaptıkları müdahaleler yüzünden nasıl bir o yana, bir bu yana savrulduğunu ve bu cendereden kurtulmak için çareyi yabancı bir davetçinin videolarını izlemekte bulduğunu söylüyor. Bu arkadaşımız lütf-i ilahî ile bir yolunu bularak bu sancılı süreçten kurtulup sahil-i selamete çıkabilmiş? Peki ya çıkamayanlar, "sizin dininize de, size de..." diyerek gerisin geriye eski hayatına dönenler, yanlış yönlendirmelerimiz yüzünden göz göre göre ateizmin kucağına ittiklerimiz, uçuruma yuvarladıklarımız? Söyler misiniz, bu vebal kime ait? Bir yanda son derece dar, dışlayıcı ve ötekileştirici bir ehl-i sünnet yorumu, öte yanda züccaciye dükkanına giren fil...

TARİH TEKERRÜRDEN İBARET

Sarıklı Türkçü namıyla meşhur Halim Sabit Şibay'ın "Ulema ve talebe-i ulum efendilere: ıslah-ı medaris münasebetiyle" adlı bir risalesinde ilginç bir pasaj gördüm. Yazar, Arapları kastederek şöyle diyor: "Maamafiyh, hallerine bakmadan bilumum urbân (araplar), kendilerini hakiki bir müslüman zannederek bir türk gördükleri zaman "nasranî" (hıristiyan) demeye cesaret ediyorlar. Demek oluyor ki biz bunlar ile beş altı yüz seneden beri bulunduğumuz halde k endimizin hak müslüman olduğumuzu bunlara anlatamamışız." Daha dokuz on sene öncesine kadar arap ülkelerine giden arkadaşların adeta ağız birliği ettiği bir husus vardı: "Camide birlikte namaz kılıyoruz. Camiden çıkınca tanışıyoruz ve bize "müslüman mısın?" diye soruyorlar. Böyle bir soruyla karşılaştığımda çok canım sıkılıyordu" diye anlatıyorlardı. Şükür ki biz, Ürdün'de bir iki istisna haricinde böyle bir şey tercübe etmedik ama belli ki bu hal yeni değilmiş ve tarih sürek...

HAVADAN NEM KAPMAK

Türkçede, aralarında bir takım nüanslar olsa bile hepsi bir tür alınmayı ifade eden pek çok kelime mevcut. Bir çırpıda akla gelenler şunlar: "Alınmak, kırılmak, gücenmek, gocunmak, incinmek, rencide olmak, küsmek, gönül koymak, darılmak..." Bunlar arasından özellikle gocunmak, içerdiği bir nükte ile dikkat çeker. "Sen neden gocunuyorsun!" ya da "Yarası olan gocunur." sözlerinde olduğu gibi gücenmenin durduk yere, sebepsiz gerçekleştiğini ya da şahsın kendisinde mevcut bir sebeple gerçekleştiğini sezdirir. Yakın anlamlı bunca sözcük olması gücenmenin çok yaygın bir olgu olduğunun göstergesidir. Yaygındır; çünkü bireyler arasında derece farkı olsa da insan, doğası gereği alıngandır. Bir sözünüzden, davranışınızdan, hatta gülüşünüzden öyle bir mana çıkarır ki çıkan manaya şaşırıp kalırsınız. Bir kısım alınganlıkların haklı sebepleri olsa da kâhir ekseriyeti,yanlış anlama kaynaklıdır. Çoğu zaman durduk yere alınmayı da beraberinde getiren yanlış anlamaya da...