Ana içeriğe atla

KOLAYCILIĞIN SONU HÜSRAN!

Son iki ay zarfında Bitcoin kadar olmasa da defeatle muhatap olduğum sorulardan biri de Çiftlik Bank uygulamasının caiz olup olmadığına dair sorular. Aşağıdaki haberde bunun nasıl bir uygulama olduğuna dair yeterli miktarda detay var. Dolayısıyla bu oyunun neden caiz olmadığını ve uzak durulması gerektiğini açıklamak yerine bunu da kapsayan daha genel bir değerlendirme yapmak istiyorum:
Gözünü bilgisayara, internete ve akıllı cep telefonlarına açmış olan yeni nesil emek harcamadan, alın teri dökmeden kolayca para kazanma ve kestirmeden zengin olma peşinde. İlkokul ve ortaokul çocukları arasında youteber olma sevdası var. Neymiş efendim. Youtube sayfası belli bir tıklama sayısına ulaşınca reklam alacakmış, sayfa sahibi de bu yolla köşe olacakmış. Bundan dolayı youtube, ergen çocuklar tarafından yapılmış beş para etmez oyun tanıtım videolarının istilasına uğramış durumda. Bunların bir üst versiyonu olan orta kuşak ise çiftlik bank gibi oyunlarla zengin olmanın yollarını arıyor. 20-40 yaş kuşağı ise internet üzerinden para alıp satmak suretiyle kendine bir yol bulmaya çalışıyor. Dolandırıcılar da bunu fırsat bilerek türlü türlü yollarla yolunacak tavuk arıyorlar kendilerine ve ne acı ki nicesini de kolaylıkla buluyorlar.
Bunlar arasında gerçekten işleri yolunda gidip zengin olan var mıdır, bilemem ama borsa da dahil olmak üzere internet üzerinden para kazanma girişimlerinin reel ekonomiye hiçbir katkısı yok ve insanları emeksiz, masa başı, hazır kazanca alıştırmaktan başka da bir hiçbir işe yaramıyor. Bir ekran başında rakamların düşüş ve yükselişini izleye izleye ömür tüketiyor nice insan.
İnternetten aradığını bulamadığı için çalışmak zorunda kalan bir kitle de beden gücüne dayalı meslekleri beğenmiyor ve kendine masa başı iş istiyor. İnternet çağında elbette bilişim önemli; ama gençlerin bu kadar hazır ve bir o kadar da büyük lokma peşinde olması doğrusu gelecek konusunda beni kaygılandırıyor.
Ne dersiniz, haksız mıyım?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

EŞREF-İ ULUM HANGİSİDİR?

Klasik literatürde hangi ilmin eşref-i ulum; yani ilimlerin en şereflisi, değerlisi olduğuna dair bir tartışma vardır. Günümüzde de bu tartışmanın hala sürdürüldüğü söylenebilir. Bu tartışmada iddia için bir takım gerekçeler ileri sürülse de genellikle insanlar kendi uğraş alanları neyse onun diğerlerinden daha önemli olduğunu savunur. İşte eşref-i ulûm tartışması konusunda Abdülkahir Cürcânî bakın nasıl bir değerlendirme yapıyor:  "Herkes kendini sever. Kimse kendine toz kondurmaz. Bundan dolayı herkes hünerini sergileyebildiği ilim dalını diğerlerinden üstün tutar. Nasipsiz olduğu ilim dallarında ise kusur arar, onlarla uğraşan kişilere tepeden bakar ve onları habire eleştirir. Bu noktada insanlar türlü türlüdür. Kimi var ki boğazına kadar kadar heva ve hevesine batmış ve diğer ilimleri eleştirmekte zulmün son sınırına dayanmıştır. Kimi de var ki kararsızdır, zulüm ile insaf arasında yalpalar. Gâh diğer ilimlere haksızlık eder, gâh âdil olası...

KARABAŞ TECVİDİ OKUYABİLMEK DE BİR SEVİYEDİR

Bugünlerde herkes Osmanlıca dersine dair görüşlerini serdediyor. Kimi karşı çıkıyor, kimi savunuyor. Cündioğlu gibi bazı zevat da kalkmış "Hangi devrin Osmanlıcası? Akkirmani mi, Tursun Bey mi, Cevdet Paşa mı, yoksa Hamdi Yazır mı?" diye fildişi kulesinden bize ışık tutuyor. (Belli ki kendisi Osmanlıcayı Hamdi Yazır'ın Metalib ve Mezahib adlı eserinden öğrenmiş!) Zamanında İmam-Hatip Lisesinde öğrenci iken bir gün -Kayseri'de DKAB öğretmenliği yapmakta olan ve zamanında kendisinden ve kütüphanesinden çok istifade ettiğim- Halil abime Osmanlıca öğrenmek istediğimi söylemiştim. Bana kitaplığından Osmanlıca bir kitap aldırdı. Yanına oturdum ve onun yardım ve yönlendirmesiyle bir buçuk sayfa kadar okudum. Okuduğum metnin ilk cümleleri şunlardı: "Allah'a hamdü senadan ve Resulüne ve dahi âline ve ashâbına salatü selamdan sonra malum ola ki harf-i med üçtür: vav, ya, elif. Amma vav ne zaman harf-i med olur? Vav sakin olsa, mâkabli mazmum olsa ol zaman harf-i ...

KUR'AN YORUMUNDA BİR TAHRİF ÖRNEĞİ

Kur'an-ı Kerim, belirli bir coğrafyaya, belirli bir dönemde ve belirli muhataplara inmiş ve onlara BİR mesaj iletmiştir. Dolayısıyla bir tefsir faaliyeti iki aşamalı olup yorumcunun vazifesi, birinci aşamada metin içi ve metin dışı bağlamlar yardımıyla otantik/tarihsel anlamı tespit etmek, ikinci aşamada ise bu anlamdaki tarih üstü ve genel geçer mesajı çıkarmaktır. Metin içi ve metin dışı bağlamları ve tefsir literatüründe ayetler için takd ir edilen anlamları toptan devre dışı bırakarak salt metin düzeyinde yapılacak her türlü tefsir faaliyeti tahrifin daniskasıdır. İsmi lazım değil, dün gece ekran vaizlerinden biri, zekatın sarfedileceği kişilerin sıralandığı Tevbe suresi'nin 60. ayetini yorumlarken "yolda kalmış" anlamına gelen "ibnü's-sebîl" ifadesini güya evrensel (!) bir yoruma tabi tutarak bu ifadenin günümüzde "yolda kalmış projeler" anlamında anlaşılabileceğini ballandıra ballandıra ifade etmiş ve böylelikle Kur'an mesajına ev...