Ana içeriğe atla

KAŞ YAPAYIM DERKEN GÖZ ÇIKARMAK

Hz. Peygamber (s.a.v.) Velid b. Ukbe'yi Beni Mustalik kabilesine zekât memuru olarak gönderir. Kabilenin ileri gelenleri Allah Resulü'nün elçisine saygılarını göstermek için topluca karşılamak isterler. Velid, onların toplu halde kendisine doğru geldiğini görünce "Bunlar beni öldürmeye geliyorlar." diyerek kaçar. Dönünce Allah Resulü durumu sorar. O da "Ey Allah'ın Resulü! onlar bana zekatlarını vermediler, üstelik beni öldürmeye kalkıştılar, ben de kaçtım." der.
Bu haber üzerine Hz. Peygamber onlar üzerine bir ordu göndermeyi düşünürken kabileden bir grup çıkagelir ve "Ey Allah'ın Resulü, biz senin memuruna zekat vermemezlik etmedik. Onun geldiğini öğrenince saygı gereği toplanıp yanına gidiyorduk, bizi görünce hemen kaçtı, biz niçin kaçtığını bile anlamadık." derler. İşte bu olay üzerine şu ayet nazil olur: "Ey iman edenler, eğer fasığın teki size bir haber getirirse onun içyüzünü araştırın. Yoksa bilmeden bir kavme sataşırsınız da sonra yaptığınıza pişman olursunuz." (Hucurat, 49/6)
Vakit, bu ayetin bir kez daha müslümanların akıllarına ve gönüllerine inmesi vaktidir. Çünkü şer odakları boş durmuyor, suret-i haktan gözükerek İnternette yayınlanan bir takım dini içerikli sohbet videolarını kırpıp kullanışlı hale getirerek güya haberleştirip kamuoyuna servis ediyorlar.
Ne var ki bazı kimseler, videonun aslını araştırıp öğrenmek yerine haberi doğru kabul ederek veryansın etmeyi ve ateşe körükle gitmeyi tercih ediyorlar ve üzülerek ifade edeyim ki böyle yaparak düşman sevindiriyor, din düşmanlarının değirmenine su taşıyorlar.
8 Mart Dünya kadınlar gününün hemen öncesinde Nurettin Yıldız'ın konuşmasından kesilerek sırf linç amacıyla servis edilen iki dakikalık haber videosu da bunlardan biri. Konuşmanın aslı ve haber birlikte dinlendiği zaman şu ortaya çıkıyor: Bu haberi yapanların amacı habercilik yapmak, toplumu aydınlatmak değil; toplumun sinir uçlarıyla oynamak ve toplumu tahrik etmektir. Dolayısıyla bir soruşturma açılacaksa Nurettin Yıldız'ın o konuşması hakkında değil; o haberi yapanlar hakkında açılmalıdır.
Not: Videonun orjinalini de yorum kısmında paylaşacağım. Her iki videoyu da izlememiş olanlar, lütfen ezbere dayalı yorum yazmasınlar.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KAŞ YAPAYIM DERKEN

İsmi bende mahfuz bir arkadaş, İslam diniyle tanışma sürecini anlattığı bir mektup göndermiş. Evvel emirde çok da İslamî olmayan bir hayat sürerken İslam dinine dair kendisini bir merak sarması üzerine bilgilenmek amacıyla dine dair bir takım kitaplar okumaya başlayınca farklı cemaat ve gruplara mensup arkadaşlarının güya iyiliği için yaptıkları müdahaleler yüzünden nasıl bir o yana, bir bu yana savrulduğunu ve bu cendereden kurtulmak için çareyi yabancı bir davetçinin videolarını izlemekte bulduğunu söylüyor. Bu arkadaşımız lütf-i ilahî ile bir yolunu bularak bu sancılı süreçten kurtulup sahil-i selamete çıkabilmiş? Peki ya çıkamayanlar, "sizin dininize de, size de..." diyerek gerisin geriye eski hayatına dönenler, yanlış yönlendirmelerimiz yüzünden göz göre göre ateizmin kucağına ittiklerimiz, uçuruma yuvarladıklarımız? Söyler misiniz, bu vebal kime ait? Bir yanda son derece dar, dışlayıcı ve ötekileştirici bir ehl-i sünnet yorumu, öte yanda züccaciye dükkanına giren fil...

TARİH TEKERRÜRDEN İBARET

Sarıklı Türkçü namıyla meşhur Halim Sabit Şibay'ın "Ulema ve talebe-i ulum efendilere: ıslah-ı medaris münasebetiyle" adlı bir risalesinde ilginç bir pasaj gördüm. Yazar, Arapları kastederek şöyle diyor: "Maamafiyh, hallerine bakmadan bilumum urbân (araplar), kendilerini hakiki bir müslüman zannederek bir türk gördükleri zaman "nasranî" (hıristiyan) demeye cesaret ediyorlar. Demek oluyor ki biz bunlar ile beş altı yüz seneden beri bulunduğumuz halde k endimizin hak müslüman olduğumuzu bunlara anlatamamışız." Daha dokuz on sene öncesine kadar arap ülkelerine giden arkadaşların adeta ağız birliği ettiği bir husus vardı: "Camide birlikte namaz kılıyoruz. Camiden çıkınca tanışıyoruz ve bize "müslüman mısın?" diye soruyorlar. Böyle bir soruyla karşılaştığımda çok canım sıkılıyordu" diye anlatıyorlardı. Şükür ki biz, Ürdün'de bir iki istisna haricinde böyle bir şey tercübe etmedik ama belli ki bu hal yeni değilmiş ve tarih sürek...

HAVADAN NEM KAPMAK

Türkçede, aralarında bir takım nüanslar olsa bile hepsi bir tür alınmayı ifade eden pek çok kelime mevcut. Bir çırpıda akla gelenler şunlar: "Alınmak, kırılmak, gücenmek, gocunmak, incinmek, rencide olmak, küsmek, gönül koymak, darılmak..." Bunlar arasından özellikle gocunmak, içerdiği bir nükte ile dikkat çeker. "Sen neden gocunuyorsun!" ya da "Yarası olan gocunur." sözlerinde olduğu gibi gücenmenin durduk yere, sebepsiz gerçekleştiğini ya da şahsın kendisinde mevcut bir sebeple gerçekleştiğini sezdirir. Yakın anlamlı bunca sözcük olması gücenmenin çok yaygın bir olgu olduğunun göstergesidir. Yaygındır; çünkü bireyler arasında derece farkı olsa da insan, doğası gereği alıngandır. Bir sözünüzden, davranışınızdan, hatta gülüşünüzden öyle bir mana çıkarır ki çıkan manaya şaşırıp kalırsınız. Bir kısım alınganlıkların haklı sebepleri olsa da kâhir ekseriyeti,yanlış anlama kaynaklıdır. Çoğu zaman durduk yere alınmayı da beraberinde getiren yanlış anlamaya da...