Türkçede, aralarında bir takım nüanslar olsa bile hepsi bir tür alınmayı ifade eden pek çok kelime mevcut. Bir çırpıda akla gelenler şunlar: "Alınmak, kırılmak, gücenmek, gocunmak, incinmek, rencide olmak, küsmek, gönül koymak, darılmak..." Bunlar arasından özellikle gocunmak, içerdiği bir nükte ile dikkat çeker. "Sen neden gocunuyorsun!" ya da "Yarası olan gocunur." sözlerinde olduğu gibi gücenmenin durduk yere, sebepsiz gerçekleştiğini ya da şahsın kendisinde mevcut bir sebeple gerçekleştiğini sezdirir. Yakın anlamlı bunca sözcük olması gücenmenin çok yaygın bir olgu olduğunun göstergesidir. Yaygındır; çünkü bireyler arasında derece farkı olsa da insan, doğası gereği alıngandır. Bir sözünüzden, davranışınızdan, hatta gülüşünüzden öyle bir mana çıkarır ki çıkan manaya şaşırıp kalırsınız.
Bir kısım alınganlıkların haklı sebepleri olsa da kâhir ekseriyeti,yanlış anlama kaynaklıdır. Çoğu zaman durduk yere alınmayı da beraberinde getiren yanlış anlamaya dair sahabe hayatında da pek çok örnek mevcuttur. İşte birkaçı:
1) Rivayete göre "Ey Müminler! Sesinizi Peygamber'in sesinden daha fazla yükseltmeyin. Birbirinizle konuştuğunuz gibi Peygamber ile yüksek sesle konuşmayın." (Hucurat, 49/2) ayeti nazil olunca sahabeden ağır işiten ve bu yüzden gayr-i iradî yüksek sesle konuşan birisi bir süre Hz. Peygamber'in yanına hiç gelmez. Onun yokluğunu farkeden Hz. Peygamber birini göndererek onu huzuruna çağırtır. Gelmeyişinin sebebini sorunca adam, yüksek sesli konuşmaktan kendini alamaması sebebiyle bu ayetteki yasağı çiğnememek için gelmediğini söyler. Hz. Peygamber de ayette böyle bir şeyin kastedilmediğini kendine izah eder.
2) "İman etmiş ve imanlarına zulüm bulaştırmamış kimseler var ya işte korkudan emin olmak onların hakkıdır" (En'am, 6/82) ayeti nazil olunca içeriği sahabeye ağır gelir ve "Hangimiz kendisine zulmetmemiştir ki!" diye duygularını ifade ederler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) bu ayette zulüm ile genel anlamda zulmetmenin değil; şirkin kastedildiğini beyan eder.
3) "Beyaz iplik siyah iplikten ayrılıncaya (yani tan vaktine) kadar yiyiniz, içiniz!" (Bakara, 2/187) ayeti nazil olunca sahabeden biri yastığının altına biri beyaz, diğeri siyah iki iplik koyar ve oruca başlamak için geceleyin bunlara bakar. Bu durum Hz. Peygamber'e iletilince Hz. Peygamber ayette bunun kastedilmediğini, beyaz iplik ile tan yerinin aydınlığının, siyah iplik ile ise gecenin karanlığının kastedildiğini beyan eder ve bu olay üzerine ayetin devamındaki "mine'l-fecr" (yani tan vakti) ifadesi nazil olur.
4) "İçinizdeki niyet ve düşünceleri dillendirseniz de gizleseniz de Allah size onların hesabını soracaktır." (Bakara, 2/284) ayeti nazil olunca sahabeye çok ağır gelir. Bir grup sahabî Hz. Peygamber'in huzuruna gidip diz çökerek "Ey Allah'ın Resulü! Altından kalkabileceğimiz, namaz, oruç, zekât gibi şeylerle yükümlü kılındık ve elimizden geldiğince yapmaya çalışıyoruz. Ne var ki bu ayette bize taşıyamayacağımız kadar ağır bir yük yüklenmiştir" derler. Bunun üzerine ayetin devamındaki Amene'r-Rasulü olarak bilinen ve Allah'ın kimseye taşıyamayacağı yük yüklemeyeceğini ifade eden ayetler nazil olmuştur.
Kıssadan hisse: Kimse yanlış anlamaktan korunmuş olmadığına göre eşimizden, dostumuzdan gücendirici bir söz duyduğumuzda bunu küslük noktasına vardırmadan önce bir kez de akl-ı selim süzgecinden geçirmeli ve sonradan pişmanlık duyacağımız fevri davranışlardan kaçınmalıyız.
Vesselam!
Vesselam!
Yorumlar
Yorum Gönder