Ana içeriğe atla

HARAM HELAL VER ALLAH'IM!

Bir süredir haberlerde piyango kuyruğunda bilet almak için sırada bekleyenlerle yapılmış ropörtajlara rastlıyorum. "Piyango bana çıkarsa kurban keseceğim" diyeni mi ararsın, "Allah nasip ederse" diye söz başlayıp yapacağı hayırları (!) sayanı mı?
Sırada bekleyenlerden en dikkat çekici olanlar ise baş örtülü hanım ablalar. Yüzde 90'ı müslüman olan ülkemde tükenmek üzere piyango biletleri; belki de çoktan tükendi ve Nimet Abla dükkanı kapattı.
İnsanlar, emek sarf ederek maişet temin etmenin zorluğundan olsa gerek, kısa yoldan zengin olmanın yollarını arıyorlar. Esasında görece meşru gibi dursa da internet üzerinden döviz ya da yakın zamanlarda onun tahtını sallayan bitcoin alıp satmanın ve borsada günlük işlem yapmanın da işin özü itibarıyla piyangodan çok fazla bir farkı yok. Bunların tümünde insanların çoğu günlük oynuyor. Birileri spekülasyon yapıyor. Şansı yaver giden bazı küçük yatırımcılar da timsahların diş artıklarıyla beslenen kuşlar misali piyasalardaki hareketlilikten nemalanıyor. Ama "al-sat"çıların kahir ekseriyeti büyük zararlar ediyor.
Netice itibarıyla bunların hemen tamamında birilerinin cebinden çıkan parayı birileri kendi cebine indiriyor; kimilerinin zararı kimilerinin kâr hanesine yazılıyor. Kazanan; borsa ve döviz yükselse de kazanıyor, düşse de. Kaybeden de öyle.
Totosu, lotosu, ganyanı, rüşveti ve faizi de cabası. Yurdum insanı işte böyle "helalinden" kazanıyor ve anasının ak sütü gibi tertemiz kazancıyla nice hayırlar yapmaya niyetleniyor.
Bir gün bu toplumun helal kazanç konusunda bilinçlendiğini görür müyüz ki? Bizimki de bir umut işte. Ne de olsa fakirin ekmeği...!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KAŞ YAPAYIM DERKEN

İsmi bende mahfuz bir arkadaş, İslam diniyle tanışma sürecini anlattığı bir mektup göndermiş. Evvel emirde çok da İslamî olmayan bir hayat sürerken İslam dinine dair kendisini bir merak sarması üzerine bilgilenmek amacıyla dine dair bir takım kitaplar okumaya başlayınca farklı cemaat ve gruplara mensup arkadaşlarının güya iyiliği için yaptıkları müdahaleler yüzünden nasıl bir o yana, bir bu yana savrulduğunu ve bu cendereden kurtulmak için çareyi yabancı bir davetçinin videolarını izlemekte bulduğunu söylüyor. Bu arkadaşımız lütf-i ilahî ile bir yolunu bularak bu sancılı süreçten kurtulup sahil-i selamete çıkabilmiş? Peki ya çıkamayanlar, "sizin dininize de, size de..." diyerek gerisin geriye eski hayatına dönenler, yanlış yönlendirmelerimiz yüzünden göz göre göre ateizmin kucağına ittiklerimiz, uçuruma yuvarladıklarımız? Söyler misiniz, bu vebal kime ait? Bir yanda son derece dar, dışlayıcı ve ötekileştirici bir ehl-i sünnet yorumu, öte yanda züccaciye dükkanına giren fil...

TARİH TEKERRÜRDEN İBARET

Sarıklı Türkçü namıyla meşhur Halim Sabit Şibay'ın "Ulema ve talebe-i ulum efendilere: ıslah-ı medaris münasebetiyle" adlı bir risalesinde ilginç bir pasaj gördüm. Yazar, Arapları kastederek şöyle diyor: "Maamafiyh, hallerine bakmadan bilumum urbân (araplar), kendilerini hakiki bir müslüman zannederek bir türk gördükleri zaman "nasranî" (hıristiyan) demeye cesaret ediyorlar. Demek oluyor ki biz bunlar ile beş altı yüz seneden beri bulunduğumuz halde k endimizin hak müslüman olduğumuzu bunlara anlatamamışız." Daha dokuz on sene öncesine kadar arap ülkelerine giden arkadaşların adeta ağız birliği ettiği bir husus vardı: "Camide birlikte namaz kılıyoruz. Camiden çıkınca tanışıyoruz ve bize "müslüman mısın?" diye soruyorlar. Böyle bir soruyla karşılaştığımda çok canım sıkılıyordu" diye anlatıyorlardı. Şükür ki biz, Ürdün'de bir iki istisna haricinde böyle bir şey tercübe etmedik ama belli ki bu hal yeni değilmiş ve tarih sürek...

HAVADAN NEM KAPMAK

Türkçede, aralarında bir takım nüanslar olsa bile hepsi bir tür alınmayı ifade eden pek çok kelime mevcut. Bir çırpıda akla gelenler şunlar: "Alınmak, kırılmak, gücenmek, gocunmak, incinmek, rencide olmak, küsmek, gönül koymak, darılmak..." Bunlar arasından özellikle gocunmak, içerdiği bir nükte ile dikkat çeker. "Sen neden gocunuyorsun!" ya da "Yarası olan gocunur." sözlerinde olduğu gibi gücenmenin durduk yere, sebepsiz gerçekleştiğini ya da şahsın kendisinde mevcut bir sebeple gerçekleştiğini sezdirir. Yakın anlamlı bunca sözcük olması gücenmenin çok yaygın bir olgu olduğunun göstergesidir. Yaygındır; çünkü bireyler arasında derece farkı olsa da insan, doğası gereği alıngandır. Bir sözünüzden, davranışınızdan, hatta gülüşünüzden öyle bir mana çıkarır ki çıkan manaya şaşırıp kalırsınız. Bir kısım alınganlıkların haklı sebepleri olsa da kâhir ekseriyeti,yanlış anlama kaynaklıdır. Çoğu zaman durduk yere alınmayı da beraberinde getiren yanlış anlamaya da...