Ana içeriğe atla

GERÇEKTEN TECAVÜZCÜYE AF MI GELİYOR?

Tecavüzcüye af getiren (!) kanun tasarısına dair lehte ve aleyhte pek çok yorum yapıldı. Öncelikle paylaşım yapan her iki grubun da kanun tasarısı metnini okuyup okumadıklarını doğrusu çok merak ediyorum. Okumayanlar için küçük bir hizmet olsun. Tasarı metni şu:
"Cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın 16/11/2016 tarihine kadar işlenen cinsel istismar suçundan, mağdurla failin evlenmesi durumunda, Ceza açıklanmasının geri bırakılmasına, hüküm verilmiş ise cezanın infazının ertelenmesine karar verilir. Zamanaşımı süresi içinde evliliğin, failin kusuruyla sona ermesi halinde fail hakkıdaki hüküm açıklanır veya cezanın infazına devam olunur. Bu fıkra uyarınca fail hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına veya cezanın infazının ertelenmesine karar verilmesi durumunda, suça azmettiren veya işlenişine yardım edenler hakkında kamu davasının düşmesine veya infazının ortadan kaldırılmasına karar verilir."
Hemen belirteyim ki bu yazıyı tasarıyı savunmak için yazmıyorum; hükümetin avukatlığını yapmak gibi bir görevim yok; ama tasarı geniş bir kesim tarafından "tecavüzcüye af getiren yasa" olarak sunulunca konu üzerine biraz imal-i fikr eyledim.
Öncelikle bir iki tespit yapayım: Tasarı, "cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın işlenen cinsel istismar suçundan mağdurla failin evlenmesi..." ifadesiyle başlıyor. Yani bir ilişki var; ama cebir yok, tehdit yok, hile yok, iradeyi etkileyen (alkol, uyuşturucu, para gibi) başka bir neden yok. İmdi soru şu: cebir, tehdit, hile ve iradeyi etkileyen başka bir unsur içermeyen bir fiile ne zamandır tecavüz denilir oldu?
Bir diğer husus, bu yasa tasarısı ile tecavüzün veya cinsel istismar suçunun meşrulaştırılmış olacağı iddiası. Ama bu da doğru değil. Çünkü tasarı metninde "16/11/2016 tarihine kadar işlenen" ifadesiyle kanunun geçmişe dönük olarak uygulanacağı ifade edilmiş. Dolayısıyla şayet yasalaşırsa tasarı, ileriye dönük bir hüküm içermiyor. Bu durumda herhangi bir meşrulaştırmadan söz edilemez.
Gördüğüm kadarıyla çoğu kişi, tasarıdaki "cinsel istismar" ve mağdur" ifadelerine takılıyor ve bir çırpıda cinsel istismar ile tecavüzü eşitleyiveriyor. Halbuki tecavüz ve cinsel istismar iki farklı kavram. Tecavüzü açıklamaya gerek yok; herkes biliyor ne olduğunu. Ama nedir bu cinsel istismar?
TCK 103 cinsel istismarı şu şekilde tanımlıyor: "Çocuğun cinsel istismarı suçu, 15 yaşını henüz tamamlamamış çocuklara veya 15 yaşını doldurmuş olmakla birlikte zihinsel yetenekleri gelişmemiş çocuklara ya da 15 yaşını doldurmuş ve zihinsel algısında herhangi bir yetersizlik bulunmayan çocuklara karşı cebir, tehdit, hile veya iradeyi sakatlayan başka bir neden kullanılarak herhangi bir cinsel davranış gerçekleştirilmesidir." Bu tanıma göre su üç durumda suçun maddi unsurlarının gerçekleştiği söylenebilir:
a) 15 yaşını henüz tamamlamamış çocuklara yönelik cinsel davranış gerçekleştirmek,
b) 15 yaşını doldurmuş olan ancak zihinsel yetenekleri gelişmemiş çocuklara yönelik cinsel davranış gerçekleştirmek,
c) 15 yaşını doldurmuş ve zihinsel yeteneklerinde bir eksiklik bulunmayan çocuklara yönelik cebir, tehdit, hile veya iradeyi sakatlayan başka bir neden kullanılarak cinsel davranış gerçekleştirmek
Yani yasaya göre 15 yaşını doldurmamış bir kız, kendi rızasıyla ilişkiye girmiş olsa dahi cinsel istismar suçu işlenmiş ve kız mağdur olmuş sayılıyor. İşte gündemdeki yasa tasarısı ile bu hükümden kaynaklanan ve bilfiil yaşanmakta olan bir takım ailevi mağduriyetlere -özellikle ailelerden gelen talep üzerine- geçmişe dönük olarak çözüm getirilmeye çalışılmış.
Son bir not: 16 yaşından gün almış ama 18 yaşını doldurmamış olan ve herhangi bir zihinsel engeli bulunmayan bir çocukla rızaya dayalı olarak ilişki kurmak, TCK'da "cinsel istismar suçu" olarak değil; "reşit olmayanla cinsel ilişki suçu" adıyla başka bir suç olarak düzenlenmiş. Dolayısıyla tartışılmakta olan tasarının bununla bir ilişkisi yok.
Benim penceremden görünen budur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KAŞ YAPAYIM DERKEN

İsmi bende mahfuz bir arkadaş, İslam diniyle tanışma sürecini anlattığı bir mektup göndermiş. Evvel emirde çok da İslamî olmayan bir hayat sürerken İslam dinine dair kendisini bir merak sarması üzerine bilgilenmek amacıyla dine dair bir takım kitaplar okumaya başlayınca farklı cemaat ve gruplara mensup arkadaşlarının güya iyiliği için yaptıkları müdahaleler yüzünden nasıl bir o yana, bir bu yana savrulduğunu ve bu cendereden kurtulmak için çareyi yabancı bir davetçinin videolarını izlemekte bulduğunu söylüyor. Bu arkadaşımız lütf-i ilahî ile bir yolunu bularak bu sancılı süreçten kurtulup sahil-i selamete çıkabilmiş? Peki ya çıkamayanlar, "sizin dininize de, size de..." diyerek gerisin geriye eski hayatına dönenler, yanlış yönlendirmelerimiz yüzünden göz göre göre ateizmin kucağına ittiklerimiz, uçuruma yuvarladıklarımız? Söyler misiniz, bu vebal kime ait? Bir yanda son derece dar, dışlayıcı ve ötekileştirici bir ehl-i sünnet yorumu, öte yanda züccaciye dükkanına giren fil...

TARİH TEKERRÜRDEN İBARET

Sarıklı Türkçü namıyla meşhur Halim Sabit Şibay'ın "Ulema ve talebe-i ulum efendilere: ıslah-ı medaris münasebetiyle" adlı bir risalesinde ilginç bir pasaj gördüm. Yazar, Arapları kastederek şöyle diyor: "Maamafiyh, hallerine bakmadan bilumum urbân (araplar), kendilerini hakiki bir müslüman zannederek bir türk gördükleri zaman "nasranî" (hıristiyan) demeye cesaret ediyorlar. Demek oluyor ki biz bunlar ile beş altı yüz seneden beri bulunduğumuz halde k endimizin hak müslüman olduğumuzu bunlara anlatamamışız." Daha dokuz on sene öncesine kadar arap ülkelerine giden arkadaşların adeta ağız birliği ettiği bir husus vardı: "Camide birlikte namaz kılıyoruz. Camiden çıkınca tanışıyoruz ve bize "müslüman mısın?" diye soruyorlar. Böyle bir soruyla karşılaştığımda çok canım sıkılıyordu" diye anlatıyorlardı. Şükür ki biz, Ürdün'de bir iki istisna haricinde böyle bir şey tercübe etmedik ama belli ki bu hal yeni değilmiş ve tarih sürek...

HAVADAN NEM KAPMAK

Türkçede, aralarında bir takım nüanslar olsa bile hepsi bir tür alınmayı ifade eden pek çok kelime mevcut. Bir çırpıda akla gelenler şunlar: "Alınmak, kırılmak, gücenmek, gocunmak, incinmek, rencide olmak, küsmek, gönül koymak, darılmak..." Bunlar arasından özellikle gocunmak, içerdiği bir nükte ile dikkat çeker. "Sen neden gocunuyorsun!" ya da "Yarası olan gocunur." sözlerinde olduğu gibi gücenmenin durduk yere, sebepsiz gerçekleştiğini ya da şahsın kendisinde mevcut bir sebeple gerçekleştiğini sezdirir. Yakın anlamlı bunca sözcük olması gücenmenin çok yaygın bir olgu olduğunun göstergesidir. Yaygındır; çünkü bireyler arasında derece farkı olsa da insan, doğası gereği alıngandır. Bir sözünüzden, davranışınızdan, hatta gülüşünüzden öyle bir mana çıkarır ki çıkan manaya şaşırıp kalırsınız. Bir kısım alınganlıkların haklı sebepleri olsa da kâhir ekseriyeti,yanlış anlama kaynaklıdır. Çoğu zaman durduk yere alınmayı da beraberinde getiren yanlış anlamaya da...