Ana içeriğe atla

GENELLEME HATASI

"Yanlış ve temelsiz kimi görüşlerin ortaya çıkış sebebi şudur: Kendi bilim dallarında uzmanlaşıp ün salan bazı kişiler, uzmanı olmadıkları bir bilimdalının alanına giren bir konuda görüş serdederler. Sonra bu görüş dilden dile dolaşıp herkese mâlolur ve artık o konuda düşünmeyi terk etmek sünnet; taklit etmek din olur.

İş o noktaya gelir ki hatanın kaynağını tespit edebilecek yetkinlikte olanlar, "şu konuya bir el atalım" dediklerinde onlara sanki o alanın yabancısıymış gibi muamele edilir ve sözleri kâle alınmaz; çünkü alanın yabancısı olan ilk görüş sahibine boyun eğip teslim olmuşlar, kendi alanındaki şöhretine bakarak onun bu görüşüne sıkıca tutunmanın en doğru tavır olduğuna kani olmuşlardır.

Bu davranışlarının arkasında yatan tek sebep şu düşüncedir: Bu görüş böyle yaygınlaştığına ve nesilden nesile aktarıldığına göre mutlaka sağlam bir temeli olmalı; sahih bir kaynağa dayanmalıdır. Temelsiz bir görüş olsaydı bunca süre zarfında temelsizliği çoktan ortaya çıkmış olurdu.

İşte yanlışlığı gün gibi ortada ve temelden yoksun olan nice görüş, sırf bu yüzden insanların teveccühünü kazanmış, ona kalplerinin en özel köşesini açmışlar, içten sevgilerini sunmuşlar ve adeta bir anne çocuğunu sarıp sarmalar gibi onun üzerine titremişlerdir. Bu yüzden nice hastalık, onulmaz derecede ilerlemiş, doktorlar tedaviden aciz kalmıştır."

Not: Abdülkahir el-Cürcânî'nin Delâilü'l-i'câz adlı eserinden alıntıdır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KAŞ YAPAYIM DERKEN

İsmi bende mahfuz bir arkadaş, İslam diniyle tanışma sürecini anlattığı bir mektup göndermiş. Evvel emirde çok da İslamî olmayan bir hayat sürerken İslam dinine dair kendisini bir merak sarması üzerine bilgilenmek amacıyla dine dair bir takım kitaplar okumaya başlayınca farklı cemaat ve gruplara mensup arkadaşlarının güya iyiliği için yaptıkları müdahaleler yüzünden nasıl bir o yana, bir bu yana savrulduğunu ve bu cendereden kurtulmak için çareyi yabancı bir davetçinin videolarını izlemekte bulduğunu söylüyor. Bu arkadaşımız lütf-i ilahî ile bir yolunu bularak bu sancılı süreçten kurtulup sahil-i selamete çıkabilmiş? Peki ya çıkamayanlar, "sizin dininize de, size de..." diyerek gerisin geriye eski hayatına dönenler, yanlış yönlendirmelerimiz yüzünden göz göre göre ateizmin kucağına ittiklerimiz, uçuruma yuvarladıklarımız? Söyler misiniz, bu vebal kime ait? Bir yanda son derece dar, dışlayıcı ve ötekileştirici bir ehl-i sünnet yorumu, öte yanda züccaciye dükkanına giren fil...

TARİH TEKERRÜRDEN İBARET

Sarıklı Türkçü namıyla meşhur Halim Sabit Şibay'ın "Ulema ve talebe-i ulum efendilere: ıslah-ı medaris münasebetiyle" adlı bir risalesinde ilginç bir pasaj gördüm. Yazar, Arapları kastederek şöyle diyor: "Maamafiyh, hallerine bakmadan bilumum urbân (araplar), kendilerini hakiki bir müslüman zannederek bir türk gördükleri zaman "nasranî" (hıristiyan) demeye cesaret ediyorlar. Demek oluyor ki biz bunlar ile beş altı yüz seneden beri bulunduğumuz halde k endimizin hak müslüman olduğumuzu bunlara anlatamamışız." Daha dokuz on sene öncesine kadar arap ülkelerine giden arkadaşların adeta ağız birliği ettiği bir husus vardı: "Camide birlikte namaz kılıyoruz. Camiden çıkınca tanışıyoruz ve bize "müslüman mısın?" diye soruyorlar. Böyle bir soruyla karşılaştığımda çok canım sıkılıyordu" diye anlatıyorlardı. Şükür ki biz, Ürdün'de bir iki istisna haricinde böyle bir şey tercübe etmedik ama belli ki bu hal yeni değilmiş ve tarih sürek...

HAVADAN NEM KAPMAK

Türkçede, aralarında bir takım nüanslar olsa bile hepsi bir tür alınmayı ifade eden pek çok kelime mevcut. Bir çırpıda akla gelenler şunlar: "Alınmak, kırılmak, gücenmek, gocunmak, incinmek, rencide olmak, küsmek, gönül koymak, darılmak..." Bunlar arasından özellikle gocunmak, içerdiği bir nükte ile dikkat çeker. "Sen neden gocunuyorsun!" ya da "Yarası olan gocunur." sözlerinde olduğu gibi gücenmenin durduk yere, sebepsiz gerçekleştiğini ya da şahsın kendisinde mevcut bir sebeple gerçekleştiğini sezdirir. Yakın anlamlı bunca sözcük olması gücenmenin çok yaygın bir olgu olduğunun göstergesidir. Yaygındır; çünkü bireyler arasında derece farkı olsa da insan, doğası gereği alıngandır. Bir sözünüzden, davranışınızdan, hatta gülüşünüzden öyle bir mana çıkarır ki çıkan manaya şaşırıp kalırsınız. Bir kısım alınganlıkların haklı sebepleri olsa da kâhir ekseriyeti,yanlış anlama kaynaklıdır. Çoğu zaman durduk yere alınmayı da beraberinde getiren yanlış anlamaya da...