Mebsut tercüme ettiğimiz dönemlerde müctehidlerin görüşlerini savunurken öne sürdükleri argümanlara hayran kalırdık. Bir meselede üç görüş ileri sürülmüşse her birinin delillerinin serdedilmesiyle sürekli taraf değiştirir ve Nasrettin Hoca'nın dediği gibi "Sen de haklısın!" demekten kendimizi alamazdık. Alın size bir örnek; ama bu sefer Mebsut'tan değil; Zihni Efendi'nin Usul'ünden.
Hz. Peygamber, ölecek olan kişinin mirasçılarından birini kayırmasının önüne geçmek için mirasçıya vasiyet etmeyi yasaklamıştır. Hanefî fukahası da akıl yürütme ile dört farklı vasiyet türünden söz etmiştir.
a) Hakikaten vasiyet: bunun ne olduğu belli.
b) Hükmen vasiyet: mirasçıya borç ikrarında bulunmak
c) Vasiyet şüphesi:biri kaliteli, diğeri kalitesiz olan aynı cinsten iki malı mirasçı ile değiş tokuş etmek suretiyle kaliteli malı mirasçısının eline geçirmek
d) Sureten vasiyet:bir malı mirasçısına kendi değerinde satmak.
b) Hükmen vasiyet: mirasçıya borç ikrarında bulunmak
c) Vasiyet şüphesi:biri kaliteli, diğeri kalitesiz olan aynı cinsten iki malı mirasçı ile değiş tokuş etmek suretiyle kaliteli malı mirasçısının eline geçirmek
d) Sureten vasiyet:bir malı mirasçısına kendi değerinde satmak.
İlk üç şıkta mirasçılardan birini kayırıldığı açık olduğu için vasiyet yasağı kapsamında görülmelerinde şaşılacak bir durum yok. Dördüncü şıkta ise Ebu Hanife ile öğrencileri görüş ayrılığına düşmüşler. Ebu Hanife bunun da caiz olmadığını, öğrencileri ise bu satışın yabancı bir kimseye satmaktan bir farkı olmaması sebebiyle sahih olacağını savunmuşlar.
İlk bakışta İmameyn'in görüşü, daha tutarlı gibi. Gerçekten de ha mirasçısına satmış, ha yabancı birine. Sonuçta ikisi de aynı kapıya çıkmaz mı? Ne var ki Ebu Hanife burada bir manevra yaparak "insanların bazı şeylerin hakikat ve mahiyetinde değil; suretinde münakaşa ettiklerini" söylüyor. Demek istediği şu: Bazı şeylerin piyasa değeri sıradan olsa da şahsa özeldir, hatıra değeri vardır, atadan dededen yadigârdır ve kişi sevdiği bir eşyayı en sevdiği mirasçısına geçirmek için satış formülünü kullanarak sureten ona vasiyette bulunabilir.
Ne dersiniz, Ebu Hanife'nin bu fıkhına, anlayışına şapka çıkarılmaz mı!
Yorumlar
Yorum Gönder