Ana içeriğe atla

DİLİN KEMİĞİ YOK!

Bazen İnternet'te bir köşe yazısı okuyunca acaba okur yorumlarında neler söylenmiş diye merak edip bakarım ve genellikle de hep aynı manzara ile karşılaşırım. Fotoğrafsız ve takma bir isim ile yazara haddini bildirenlerin bini bir para. Yazarın karşısına çıksa konuya dair iki kelimeyi yan yana getirip cümle kurmaktan aciz tipler, okuyucu yorumları kısmında adeta aslan kesiliyor ve yazara demediklerini bırakmıyorlar. Üsluba takan mı ararsın, gazı göz, gözü gez anlayan mı?

Bir de şu var. Bir okudun beğenmedin; iki okudun beğenmedin. Çek git, beğeneceğin başka yazarlar bul ve onları takip et değil mi? Ama yok. Bu şahısların bir kısmı ısrarla aynı yazarları takip ediyor. Hem beğenmiyorlar, hem de yeni yazısında ne diyeceğini merakla bekliyorlar. Kendilerine antivirüs misyonu biçmişler adeta; virüs muamelesi yaptıkları yazıyı neşredilir neşredilmez etkisiz hale getirmek için harekete geçiyorlar.

Kimlikler açık olduğu ve en azından profil resmi olarak bir manzara resmi koyup takma isim kullanmayanların izi rahatlıkla sürülebildiği için olsa gerek Facebook gönderilerine düşülen yorumlar gazete sayfalarındaki köşe yazısı yorumlarına nispetle çok daha seviyeli ve edepli. Bazen Facebook'ta yazanların bahtına da üslup nedir bilmez, laftan anlamaz tipler düşse de sayıları az bunların.

Şayet burada ve orada yorum yapan kitleler aynı ise ileri düzeyde bir çift kişilik sendromu ile karşı karşıyayız demektir. Bu nasıl bir patolojidir; anlayan beri gelsin. Acaba bu yorum yazanların bir kısmı evde hanımlarından zılgıt yeyip hıncını yazardan mı çıkarıyor diye düşünmeden edemiyor insan. Yazık!
Osman Güman, 31 MART 2018

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

EŞREF-İ ULUM HANGİSİDİR?

Klasik literatürde hangi ilmin eşref-i ulum; yani ilimlerin en şereflisi, değerlisi olduğuna dair bir tartışma vardır. Günümüzde de bu tartışmanın hala sürdürüldüğü söylenebilir. Bu tartışmada iddia için bir takım gerekçeler ileri sürülse de genellikle insanlar kendi uğraş alanları neyse onun diğerlerinden daha önemli olduğunu savunur. İşte eşref-i ulûm tartışması konusunda Abdülkahir Cürcânî bakın nasıl bir değerlendirme yapıyor:  "Herkes kendini sever. Kimse kendine toz kondurmaz. Bundan dolayı herkes hünerini sergileyebildiği ilim dalını diğerlerinden üstün tutar. Nasipsiz olduğu ilim dallarında ise kusur arar, onlarla uğraşan kişilere tepeden bakar ve onları habire eleştirir. Bu noktada insanlar türlü türlüdür. Kimi var ki boğazına kadar kadar heva ve hevesine batmış ve diğer ilimleri eleştirmekte zulmün son sınırına dayanmıştır. Kimi de var ki kararsızdır, zulüm ile insaf arasında yalpalar. Gâh diğer ilimlere haksızlık eder, gâh âdil olası...

KARABAŞ TECVİDİ OKUYABİLMEK DE BİR SEVİYEDİR

Bugünlerde herkes Osmanlıca dersine dair görüşlerini serdediyor. Kimi karşı çıkıyor, kimi savunuyor. Cündioğlu gibi bazı zevat da kalkmış "Hangi devrin Osmanlıcası? Akkirmani mi, Tursun Bey mi, Cevdet Paşa mı, yoksa Hamdi Yazır mı?" diye fildişi kulesinden bize ışık tutuyor. (Belli ki kendisi Osmanlıcayı Hamdi Yazır'ın Metalib ve Mezahib adlı eserinden öğrenmiş!) Zamanında İmam-Hatip Lisesinde öğrenci iken bir gün -Kayseri'de DKAB öğretmenliği yapmakta olan ve zamanında kendisinden ve kütüphanesinden çok istifade ettiğim- Halil abime Osmanlıca öğrenmek istediğimi söylemiştim. Bana kitaplığından Osmanlıca bir kitap aldırdı. Yanına oturdum ve onun yardım ve yönlendirmesiyle bir buçuk sayfa kadar okudum. Okuduğum metnin ilk cümleleri şunlardı: "Allah'a hamdü senadan ve Resulüne ve dahi âline ve ashâbına salatü selamdan sonra malum ola ki harf-i med üçtür: vav, ya, elif. Amma vav ne zaman harf-i med olur? Vav sakin olsa, mâkabli mazmum olsa ol zaman harf-i ...

KUR'AN YORUMUNDA BİR TAHRİF ÖRNEĞİ

Kur'an-ı Kerim, belirli bir coğrafyaya, belirli bir dönemde ve belirli muhataplara inmiş ve onlara BİR mesaj iletmiştir. Dolayısıyla bir tefsir faaliyeti iki aşamalı olup yorumcunun vazifesi, birinci aşamada metin içi ve metin dışı bağlamlar yardımıyla otantik/tarihsel anlamı tespit etmek, ikinci aşamada ise bu anlamdaki tarih üstü ve genel geçer mesajı çıkarmaktır. Metin içi ve metin dışı bağlamları ve tefsir literatüründe ayetler için takd ir edilen anlamları toptan devre dışı bırakarak salt metin düzeyinde yapılacak her türlü tefsir faaliyeti tahrifin daniskasıdır. İsmi lazım değil, dün gece ekran vaizlerinden biri, zekatın sarfedileceği kişilerin sıralandığı Tevbe suresi'nin 60. ayetini yorumlarken "yolda kalmış" anlamına gelen "ibnü's-sebîl" ifadesini güya evrensel (!) bir yoruma tabi tutarak bu ifadenin günümüzde "yolda kalmış projeler" anlamında anlaşılabileceğini ballandıra ballandıra ifade etmiş ve böylelikle Kur'an mesajına ev...