Ana içeriğe atla

CAMBAZA BAK CAMBAZA!

Hacda şeytan taşlarken selfie çeken bir şahsın fotoğrafına rastlıyorum birkaç gündür. Facebook ahalimiz yine ağzına geleni sayıyor hacı amcaya. Sanki çektiği selfie'yi internete kendisi yüklemiş gibi eleştiriliyor. Halbuki bu fotoğrafı internete servis eden, hacıyı fotoğraflayan kişidir; hacının belki bu olanlardan haberi bile yoktur. Bu hacının bir tanıdığını görevlendirip "ben selfie çekerken benim fotoğrafımı çek de onu instagram sayfamda yayınlayayım" demiş olması ihtimali var mıdır? Olmadığına göre bu meselede asıl eleştirilmesi gereken kişi o amca değil; elinde fotoğraf makinesiyle veya telefonla onu objektifine alan kişidir.
Geçenlerde bir fotoğraf daha servis edilmişti. Deniz kenarında namaz kılan bikinili bir kadın. Bu kadın hakkında da söylenmedik söz kalmadı. Halbuki o fotoğrafı da çektirip internete servis eden o kadın değildi. Bikini ile namaz kılınır mı? Kılınmaz elbette. Ama burada da asıl eleştiriyi hak eden kişi, o kareyi fotoğraflayıp çektiği bu fotoğraf üzerinden prim yapan şahıstır.
Bunlar sadece iki örnek. Birinin özel hayatından haberi olmadan internette tedavüle sokulan daha nice örnek zikretmek mümkündür. Bir şahsın izni olmaksızın fotoğrafını çekmek özel hayata müdahale; özel bir ortamda çekilmiş bir fotoğrafı -velev ki fotoğraf çekilmesine izin verilmiş olsun- şahsın rızası dışında kamusal alana taşımak ise emanete hıyanet etmektir. Ayrıca bu türden özel kalması gereken fotoğraflar etrafında koparılan yaygaraya bakılırsa bunu internete servis etmek aynı zamanda fitneciliktir.
Bu tip fotoğraflarda kanaatimce asıl üzerinde durulması gereken husus, kadrajdan gözüken manzara değil; kadrajın arkasındaki kişinin niyetidir. Ne var ki "cambaza bak cambaza!" denilerek işin bu tarafı hep dikkatlerden kaçırılmaktadır.
Her şey gibi, fotoğraf çekmenin de bir etiği vardır. Gördüğün her manzara senin babanın malı değildir. Eline bir fotoğraf makinesi veya kaliteli bir telefon alıp insanların özel hayatını habercilik şehvetiyle ve pervasızca kamuya teşhir edemezsin, etmemelisin. Bunun da büyük bir vebali olduğunu unutma!
Vallahu a'lem.
Osman Güman, 04.09.2017

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KAŞ YAPAYIM DERKEN

İsmi bende mahfuz bir arkadaş, İslam diniyle tanışma sürecini anlattığı bir mektup göndermiş. Evvel emirde çok da İslamî olmayan bir hayat sürerken İslam dinine dair kendisini bir merak sarması üzerine bilgilenmek amacıyla dine dair bir takım kitaplar okumaya başlayınca farklı cemaat ve gruplara mensup arkadaşlarının güya iyiliği için yaptıkları müdahaleler yüzünden nasıl bir o yana, bir bu yana savrulduğunu ve bu cendereden kurtulmak için çareyi yabancı bir davetçinin videolarını izlemekte bulduğunu söylüyor. Bu arkadaşımız lütf-i ilahî ile bir yolunu bularak bu sancılı süreçten kurtulup sahil-i selamete çıkabilmiş? Peki ya çıkamayanlar, "sizin dininize de, size de..." diyerek gerisin geriye eski hayatına dönenler, yanlış yönlendirmelerimiz yüzünden göz göre göre ateizmin kucağına ittiklerimiz, uçuruma yuvarladıklarımız? Söyler misiniz, bu vebal kime ait? Bir yanda son derece dar, dışlayıcı ve ötekileştirici bir ehl-i sünnet yorumu, öte yanda züccaciye dükkanına giren fil...

TARİH TEKERRÜRDEN İBARET

Sarıklı Türkçü namıyla meşhur Halim Sabit Şibay'ın "Ulema ve talebe-i ulum efendilere: ıslah-ı medaris münasebetiyle" adlı bir risalesinde ilginç bir pasaj gördüm. Yazar, Arapları kastederek şöyle diyor: "Maamafiyh, hallerine bakmadan bilumum urbân (araplar), kendilerini hakiki bir müslüman zannederek bir türk gördükleri zaman "nasranî" (hıristiyan) demeye cesaret ediyorlar. Demek oluyor ki biz bunlar ile beş altı yüz seneden beri bulunduğumuz halde k endimizin hak müslüman olduğumuzu bunlara anlatamamışız." Daha dokuz on sene öncesine kadar arap ülkelerine giden arkadaşların adeta ağız birliği ettiği bir husus vardı: "Camide birlikte namaz kılıyoruz. Camiden çıkınca tanışıyoruz ve bize "müslüman mısın?" diye soruyorlar. Böyle bir soruyla karşılaştığımda çok canım sıkılıyordu" diye anlatıyorlardı. Şükür ki biz, Ürdün'de bir iki istisna haricinde böyle bir şey tercübe etmedik ama belli ki bu hal yeni değilmiş ve tarih sürek...

HAVADAN NEM KAPMAK

Türkçede, aralarında bir takım nüanslar olsa bile hepsi bir tür alınmayı ifade eden pek çok kelime mevcut. Bir çırpıda akla gelenler şunlar: "Alınmak, kırılmak, gücenmek, gocunmak, incinmek, rencide olmak, küsmek, gönül koymak, darılmak..." Bunlar arasından özellikle gocunmak, içerdiği bir nükte ile dikkat çeker. "Sen neden gocunuyorsun!" ya da "Yarası olan gocunur." sözlerinde olduğu gibi gücenmenin durduk yere, sebepsiz gerçekleştiğini ya da şahsın kendisinde mevcut bir sebeple gerçekleştiğini sezdirir. Yakın anlamlı bunca sözcük olması gücenmenin çok yaygın bir olgu olduğunun göstergesidir. Yaygındır; çünkü bireyler arasında derece farkı olsa da insan, doğası gereği alıngandır. Bir sözünüzden, davranışınızdan, hatta gülüşünüzden öyle bir mana çıkarır ki çıkan manaya şaşırıp kalırsınız. Bir kısım alınganlıkların haklı sebepleri olsa da kâhir ekseriyeti,yanlış anlama kaynaklıdır. Çoğu zaman durduk yere alınmayı da beraberinde getiren yanlış anlamaya da...