Ana içeriğe atla

BULUTTAN NEM KAPMAK

Tartışmalı konulara dair yaptığım bazı paylaşımlardan çıkardığım sonuç şu: Bazı insanlar ya yazıları itina ile okumuyorlar ya okuduklarını doğru anlamıyorlar ya da ideolojik davranıyorlar. Bu vahim bir şey.
Hükümetin "cinsel istismar" ile ilgili yaptığı düzenleme ve benim buna dairyazdığım dünkü yazıya gösterilen bazı tepkiler üzerine Hanefiler ile Şafiiler arasındaki meşhur bir tartışma aklıma geldi.
Ehlinin malumu olduğu üzere zina, Hanefilere göre hısım/sıhriyet haramlığı doğurur; yani bir kişinin zina ettiği kadının usul ve furuu ile evlenmesi haram olur. Şafii'ye göre ise zina; hısım/sıhriyet haramlığı doğurmaz. Dolayısıyla kişinin, zina ettiği kadının annesi veya kızıyla evlenmesine bir mani yoktur.
Ne var ki Hanefiler, Şafii'nin bu görüşünü manipüle ederek Şafii'nin görüşünü "zina eden kişi kendi öz kızıyla evlenebilir" formuna sokarlar. Şafii'nin görüşü genişletici yoruma tabi tutulduğunda kendisine böyle bir görüş nispet etmek mantık kuralları açısından mümkün olmakla birlikte Şafii'nin "zina eden kişinin kendi kızıyla evlenebileceğine" dair hiçbir tasrihi yoktur. Böyle bir yorum, niyet okumasından başka bir şey değildir.
Kelam alanında da benzer tavırlara sık rastlanır. Fırka savunucuları, kendi mensuplarının gözünde diğer fırkaları değersizleştirmek için onların görüşlerini kesip kırparak veya pejoratif bir forma büründürerek naklederler. Sözgelimi Mutezileye nispet edilen "Kul fiilinin hâlıkıdır/yaratıcısıdır", "Kul için aslah/daha iyi olanı yapmak Allah'a vaciptir" vb. klişeler biraz da böyle bir gayretin ürünüdür. Çünkü kula yaratıcılık nispet etmek ve Allah'a görev yüklemek ortalama bir müslümanın doğal olarak tepkisini çeker. Böylece insanları diğer fırkaların batağına düşmekten korumak daha kolay olur.
Hani bir hikaye var. İki arkadaş yolda yürürken biri diğerine "Bugün hava bulutlu" der. Alıngan olan arkadaş bu sözü içerleyerek "Sen bana nasıl ördek dersin" diye hiddetle çıkışır. Diğeri, "Bu sonuca nasıl vardın?" diye sorunca aralarında şöyle bir diyalog yaşanır:
- Sen bana biraz önce havanın bulutlu olduğunu söylemedin mi?
- Evet söyledim.
- Peki, hava bulutlu olunca ne olur?
- Yağmur yağar. 
- Yağmur yağınca ne olur?
- Sel akar.
- Peki, sel akınca ne olur?
- Su bir yerde birikir, göl olur. 
- Peki, gölde ne yüzer.
- Ördek.
- Bak işte sen bana ördek dedin.

İşte gündemdeki kanun tasarısından tecavüze de taşlar böyle bir akıl yürütmeyle döşeniyor. Kurt kuzuyu yemeyi kafasına koymuşsa su, billur gibi berrak da olsa bulanıktır.
Sözün özü, ideolojik bakış gözü kör, kulağı sağır ediyor; akılları da dumura uğratıyor. Vesselam!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KAŞ YAPAYIM DERKEN

İsmi bende mahfuz bir arkadaş, İslam diniyle tanışma sürecini anlattığı bir mektup göndermiş. Evvel emirde çok da İslamî olmayan bir hayat sürerken İslam dinine dair kendisini bir merak sarması üzerine bilgilenmek amacıyla dine dair bir takım kitaplar okumaya başlayınca farklı cemaat ve gruplara mensup arkadaşlarının güya iyiliği için yaptıkları müdahaleler yüzünden nasıl bir o yana, bir bu yana savrulduğunu ve bu cendereden kurtulmak için çareyi yabancı bir davetçinin videolarını izlemekte bulduğunu söylüyor. Bu arkadaşımız lütf-i ilahî ile bir yolunu bularak bu sancılı süreçten kurtulup sahil-i selamete çıkabilmiş? Peki ya çıkamayanlar, "sizin dininize de, size de..." diyerek gerisin geriye eski hayatına dönenler, yanlış yönlendirmelerimiz yüzünden göz göre göre ateizmin kucağına ittiklerimiz, uçuruma yuvarladıklarımız? Söyler misiniz, bu vebal kime ait? Bir yanda son derece dar, dışlayıcı ve ötekileştirici bir ehl-i sünnet yorumu, öte yanda züccaciye dükkanına giren fil...

TARİH TEKERRÜRDEN İBARET

Sarıklı Türkçü namıyla meşhur Halim Sabit Şibay'ın "Ulema ve talebe-i ulum efendilere: ıslah-ı medaris münasebetiyle" adlı bir risalesinde ilginç bir pasaj gördüm. Yazar, Arapları kastederek şöyle diyor: "Maamafiyh, hallerine bakmadan bilumum urbân (araplar), kendilerini hakiki bir müslüman zannederek bir türk gördükleri zaman "nasranî" (hıristiyan) demeye cesaret ediyorlar. Demek oluyor ki biz bunlar ile beş altı yüz seneden beri bulunduğumuz halde k endimizin hak müslüman olduğumuzu bunlara anlatamamışız." Daha dokuz on sene öncesine kadar arap ülkelerine giden arkadaşların adeta ağız birliği ettiği bir husus vardı: "Camide birlikte namaz kılıyoruz. Camiden çıkınca tanışıyoruz ve bize "müslüman mısın?" diye soruyorlar. Böyle bir soruyla karşılaştığımda çok canım sıkılıyordu" diye anlatıyorlardı. Şükür ki biz, Ürdün'de bir iki istisna haricinde böyle bir şey tercübe etmedik ama belli ki bu hal yeni değilmiş ve tarih sürek...

HAVADAN NEM KAPMAK

Türkçede, aralarında bir takım nüanslar olsa bile hepsi bir tür alınmayı ifade eden pek çok kelime mevcut. Bir çırpıda akla gelenler şunlar: "Alınmak, kırılmak, gücenmek, gocunmak, incinmek, rencide olmak, küsmek, gönül koymak, darılmak..." Bunlar arasından özellikle gocunmak, içerdiği bir nükte ile dikkat çeker. "Sen neden gocunuyorsun!" ya da "Yarası olan gocunur." sözlerinde olduğu gibi gücenmenin durduk yere, sebepsiz gerçekleştiğini ya da şahsın kendisinde mevcut bir sebeple gerçekleştiğini sezdirir. Yakın anlamlı bunca sözcük olması gücenmenin çok yaygın bir olgu olduğunun göstergesidir. Yaygındır; çünkü bireyler arasında derece farkı olsa da insan, doğası gereği alıngandır. Bir sözünüzden, davranışınızdan, hatta gülüşünüzden öyle bir mana çıkarır ki çıkan manaya şaşırıp kalırsınız. Bir kısım alınganlıkların haklı sebepleri olsa da kâhir ekseriyeti,yanlış anlama kaynaklıdır. Çoğu zaman durduk yere alınmayı da beraberinde getiren yanlış anlamaya da...