Ana içeriğe atla

BİZİM MAHALLENİN ALTERNATİF GÜN HASTALIĞI

Kendimi bildim bileli bizim mahalle, yıl içinde farklı vesilelerle kutlanan günlerin her birine bir kulp bulur ve mümkünse alternatif bir kutlama ihdas eder. Bugün yine o günlerden birini yaşıyoruz. Bir kesim anneler gününü tebrik eden mesajlar paylaşırken diğer kesim ise tahkir ve tezyif mesajları paylaşıyor. Doğrusu ben, mesela anneler günü için bu tepkileri gereksiz ve bir o kadar da anlamsız buluyorum.
Hz. Peygamber (s.a.v.) Medine'ye hicret ettiğinde Yahudilerin, Hz. Musa'nın ve İsrailoğullarının Firavun'un zulmünden kurtuluş günü olarak andıkları Muharrem'in 10'uncu gününde oruç tuttuklarını görmüş ve "Biz Musa'ya Yahudilerden daha layığız" diyerek ashabına bu günde oruç tutmalarını buyurmuştu.
Aynı mantık toplumda annelere karşı sevgi ve saygı duyarlılığı oluşmasına katkı sunması kuvvetle muhtemel olan anneler günü vb. günler için de pekâlâ işletilebilir. "Biz cenneti anaların ayakları altına seren, babadan ziyade anaya iyilik etmeyi tembihleyen bir dinin müntesipleriyiz. Biz annelerimizin kadru kıymetini herkesten daha iyi bilir, onlara saygı ve ihtiramda en ufak kusur etmeyiz." demekten bizi alıkoyan nedir ki?
Siz, yıl on iki ay annenize, babanıza hizmette kusur etmiyor olabilirsiniz. Peki ya herkes öyle mi? Huzur evleri nice anne babalarla dolu değil mi? Kim bilir belki de bu günün özel teması olması hasebiyle birilerinin kafasına dank edecek, annesine yeterince ilgi göstermediğinin, onu çoğu zaman ihmal ettiğinin, arayıp halini hatırını yeterince sormadığının farkına vararak bundan sonrası için kendine yeni bir yol çizecektir. Kimileri için böyle hayırlı bir şeye vasıta olabilecek bir şeye şiddetle karşı çıkmanın anlamı nedir?
Bu günlerin kapitalizmin değirmenine su taşıması ve toplumda tüketimin özendirilmesi meselesine gelince bu apayrı bir şeydir ve buna yönelik eleştiriler gayet haklıdır. Ancak yarım elma gönül alma kabilinden küçük hediyelere de kimsenin laf etmemesi icap eder.
Bu vesile ile başta kendi annem ve eşim Meryem olmak üzere bütün annelerin "anneler gününü" tebrik eder, el bebek gül bebek büyüttükleri ve yıllarca çilesini çektikleri çocukları tarafından bir anneye yakışır şekilde muamele görmelerini dilerim.
Osman Güman, 14.05.2017

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KAŞ YAPAYIM DERKEN

İsmi bende mahfuz bir arkadaş, İslam diniyle tanışma sürecini anlattığı bir mektup göndermiş. Evvel emirde çok da İslamî olmayan bir hayat sürerken İslam dinine dair kendisini bir merak sarması üzerine bilgilenmek amacıyla dine dair bir takım kitaplar okumaya başlayınca farklı cemaat ve gruplara mensup arkadaşlarının güya iyiliği için yaptıkları müdahaleler yüzünden nasıl bir o yana, bir bu yana savrulduğunu ve bu cendereden kurtulmak için çareyi yabancı bir davetçinin videolarını izlemekte bulduğunu söylüyor. Bu arkadaşımız lütf-i ilahî ile bir yolunu bularak bu sancılı süreçten kurtulup sahil-i selamete çıkabilmiş? Peki ya çıkamayanlar, "sizin dininize de, size de..." diyerek gerisin geriye eski hayatına dönenler, yanlış yönlendirmelerimiz yüzünden göz göre göre ateizmin kucağına ittiklerimiz, uçuruma yuvarladıklarımız? Söyler misiniz, bu vebal kime ait? Bir yanda son derece dar, dışlayıcı ve ötekileştirici bir ehl-i sünnet yorumu, öte yanda züccaciye dükkanına giren fil...

TARİH TEKERRÜRDEN İBARET

Sarıklı Türkçü namıyla meşhur Halim Sabit Şibay'ın "Ulema ve talebe-i ulum efendilere: ıslah-ı medaris münasebetiyle" adlı bir risalesinde ilginç bir pasaj gördüm. Yazar, Arapları kastederek şöyle diyor: "Maamafiyh, hallerine bakmadan bilumum urbân (araplar), kendilerini hakiki bir müslüman zannederek bir türk gördükleri zaman "nasranî" (hıristiyan) demeye cesaret ediyorlar. Demek oluyor ki biz bunlar ile beş altı yüz seneden beri bulunduğumuz halde k endimizin hak müslüman olduğumuzu bunlara anlatamamışız." Daha dokuz on sene öncesine kadar arap ülkelerine giden arkadaşların adeta ağız birliği ettiği bir husus vardı: "Camide birlikte namaz kılıyoruz. Camiden çıkınca tanışıyoruz ve bize "müslüman mısın?" diye soruyorlar. Böyle bir soruyla karşılaştığımda çok canım sıkılıyordu" diye anlatıyorlardı. Şükür ki biz, Ürdün'de bir iki istisna haricinde böyle bir şey tercübe etmedik ama belli ki bu hal yeni değilmiş ve tarih sürek...

HAVADAN NEM KAPMAK

Türkçede, aralarında bir takım nüanslar olsa bile hepsi bir tür alınmayı ifade eden pek çok kelime mevcut. Bir çırpıda akla gelenler şunlar: "Alınmak, kırılmak, gücenmek, gocunmak, incinmek, rencide olmak, küsmek, gönül koymak, darılmak..." Bunlar arasından özellikle gocunmak, içerdiği bir nükte ile dikkat çeker. "Sen neden gocunuyorsun!" ya da "Yarası olan gocunur." sözlerinde olduğu gibi gücenmenin durduk yere, sebepsiz gerçekleştiğini ya da şahsın kendisinde mevcut bir sebeple gerçekleştiğini sezdirir. Yakın anlamlı bunca sözcük olması gücenmenin çok yaygın bir olgu olduğunun göstergesidir. Yaygındır; çünkü bireyler arasında derece farkı olsa da insan, doğası gereği alıngandır. Bir sözünüzden, davranışınızdan, hatta gülüşünüzden öyle bir mana çıkarır ki çıkan manaya şaşırıp kalırsınız. Bir kısım alınganlıkların haklı sebepleri olsa da kâhir ekseriyeti,yanlış anlama kaynaklıdır. Çoğu zaman durduk yere alınmayı da beraberinde getiren yanlış anlamaya da...