Ana içeriğe atla

BİR OK ATTIM AŞURE OLDU

"Operasyonel okuma" demişken "süpürücü okuma" adı verilebilecek yanlış bir okuma tipinden daha söz etmek yerindedir. Ama önce girizgâh mahiyetinde kısa bir hikaye:
Ahmak bir şehzade vardır. Sultan, şehzadenin eğitimi için bir hoca tutar ve belirli bir sürede onu güzelce eğitmesini, aksi halde onu cezalandıracağını söyler. Şehzadenin eğitimi bir süre devam edip belli bir kıvama geldiği kanaati hocada hasıl olunca ikisi birlikte sultanın da bulunduğu bir ziyafete katılır. Ziyafet sırasında şehzade,
-"Bir ok attım kebap oldu." der.
Davetliler şehzadenin sözünü anlamaya çalışırken hocası derhal müdahale eder ve -"Şehzadem az ve öz konuşmayı sever. Ava çıkmıştık. Şehzadem bir ok attı. Ok bir ceylana saplanıp ondan da taşa çarptı. Çıkan kıvılcımla bir ateş yandı. o ateşte ceylan pişip kebap oldu." diye şehzadenin sözünü şerheder.
Hoca tam sözünü bitirmişken bu sefer de şehzade:
-"Bir ok attım göl oldu." deyiverir.
Şaşkın bakışlar yine hocayı arar. Hoca:
-"Şehzademin anlattığı şu ki,şehrimize su getiren ırmağın önünü bir kaya kapatmıştı. Şehzadem yayını gerdi, bir atışta kayayı iki parça etti. Böylece bizler susuzluktan kurtulduk." diye açıklar.
Şehzade bu sefer de tutar ve
-"Bir ok attım aşure oldu." der. Bu sözü açıklamak için uygun bir gerekçe bulamayan hoca sultanın huzuruna giderek
-"Hünkarım, ferman sizindir. Ama sorar mısınız şehzademe. Attığı ok nasıl aşure olmuş?" diyerek isyan eder.
İşte süpürücü okuma da "Bir ok attım..." hikayesine benzer. Genellikle cemaat ve fırka müntesiplerinde gözlemlediğimiz bu okuma tipinde kişi, bağlı olduğu kanaat önderinin kitaplarını serâpâ hikmet nazarıyla okur ve onun attığı her oka nice derin anlamlar yükler. Yanlışlık bakımından bunun da operasyonel okumadan aşağı kalır yanı yoktur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KAŞ YAPAYIM DERKEN

İsmi bende mahfuz bir arkadaş, İslam diniyle tanışma sürecini anlattığı bir mektup göndermiş. Evvel emirde çok da İslamî olmayan bir hayat sürerken İslam dinine dair kendisini bir merak sarması üzerine bilgilenmek amacıyla dine dair bir takım kitaplar okumaya başlayınca farklı cemaat ve gruplara mensup arkadaşlarının güya iyiliği için yaptıkları müdahaleler yüzünden nasıl bir o yana, bir bu yana savrulduğunu ve bu cendereden kurtulmak için çareyi yabancı bir davetçinin videolarını izlemekte bulduğunu söylüyor. Bu arkadaşımız lütf-i ilahî ile bir yolunu bularak bu sancılı süreçten kurtulup sahil-i selamete çıkabilmiş? Peki ya çıkamayanlar, "sizin dininize de, size de..." diyerek gerisin geriye eski hayatına dönenler, yanlış yönlendirmelerimiz yüzünden göz göre göre ateizmin kucağına ittiklerimiz, uçuruma yuvarladıklarımız? Söyler misiniz, bu vebal kime ait? Bir yanda son derece dar, dışlayıcı ve ötekileştirici bir ehl-i sünnet yorumu, öte yanda züccaciye dükkanına giren fil...

TARİH TEKERRÜRDEN İBARET

Sarıklı Türkçü namıyla meşhur Halim Sabit Şibay'ın "Ulema ve talebe-i ulum efendilere: ıslah-ı medaris münasebetiyle" adlı bir risalesinde ilginç bir pasaj gördüm. Yazar, Arapları kastederek şöyle diyor: "Maamafiyh, hallerine bakmadan bilumum urbân (araplar), kendilerini hakiki bir müslüman zannederek bir türk gördükleri zaman "nasranî" (hıristiyan) demeye cesaret ediyorlar. Demek oluyor ki biz bunlar ile beş altı yüz seneden beri bulunduğumuz halde k endimizin hak müslüman olduğumuzu bunlara anlatamamışız." Daha dokuz on sene öncesine kadar arap ülkelerine giden arkadaşların adeta ağız birliği ettiği bir husus vardı: "Camide birlikte namaz kılıyoruz. Camiden çıkınca tanışıyoruz ve bize "müslüman mısın?" diye soruyorlar. Böyle bir soruyla karşılaştığımda çok canım sıkılıyordu" diye anlatıyorlardı. Şükür ki biz, Ürdün'de bir iki istisna haricinde böyle bir şey tercübe etmedik ama belli ki bu hal yeni değilmiş ve tarih sürek...

HAVADAN NEM KAPMAK

Türkçede, aralarında bir takım nüanslar olsa bile hepsi bir tür alınmayı ifade eden pek çok kelime mevcut. Bir çırpıda akla gelenler şunlar: "Alınmak, kırılmak, gücenmek, gocunmak, incinmek, rencide olmak, küsmek, gönül koymak, darılmak..." Bunlar arasından özellikle gocunmak, içerdiği bir nükte ile dikkat çeker. "Sen neden gocunuyorsun!" ya da "Yarası olan gocunur." sözlerinde olduğu gibi gücenmenin durduk yere, sebepsiz gerçekleştiğini ya da şahsın kendisinde mevcut bir sebeple gerçekleştiğini sezdirir. Yakın anlamlı bunca sözcük olması gücenmenin çok yaygın bir olgu olduğunun göstergesidir. Yaygındır; çünkü bireyler arasında derece farkı olsa da insan, doğası gereği alıngandır. Bir sözünüzden, davranışınızdan, hatta gülüşünüzden öyle bir mana çıkarır ki çıkan manaya şaşırıp kalırsınız. Bir kısım alınganlıkların haklı sebepleri olsa da kâhir ekseriyeti,yanlış anlama kaynaklıdır. Çoğu zaman durduk yere alınmayı da beraberinde getiren yanlış anlamaya da...