Ana içeriğe atla

BİNDİK Bİ ALAMETE

Eskiden dini konular mektepte, medresede, camide konuşulup tartışılırdı. Şimdi din herkesin ağzına sakız oldu. Ama "nasıl daha iyi bir insan, kaliteli bir müslüman oluruz?" arayışından ziyade, sürekli birbirimizin altını oyma; muhatabımızın altındaki zemini kaydırma sevdasındayız. Petrol mühendisinden dağdaki çobana kadar din konusunda kendini yetersiz sayan neredeyse kimse kalmadı, hepimiz alim olduk elhamdülillah. (!)
Bizim gibi düşünmeyen insanlara karşı adeta bir ok gibi sürekli ayet ve hadis fırlatır olduk. Ayetler, hadisler yarıştırıyoruz. Sanal ortamlar sayesinde dini tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar yıprattık ve maneviyatı sıfırladık evelallah. (!)
Yine bir kandil gecesindeyiz ve yine aynı geyikler. Kılıçlarımızı kuşandık ve muzaffer komutan edasıyla bu gecenin de aslı astarı olmadığını, 1400 yıldır ulemanın halkı afyonla uyuttuğunu anlattık. Fırsat bu fırsat deyip birkaç yumruk da Buhari'ye ve Müslim'e çaktık. Rivayetlerin uydurma olduğunu, miraç sırasında Mescid-i Aksa'nın yerinde yeller estiğini, Necm suresinin miraç hadisesinin çok öncesinde indiğini, Bakara suresinin son iki ayetinin miraçta değil; Medine'de indiğini ve daha nice kıymetli bilgileri bir kez daha derhatır ettik.
İnsanlar, bizim sayemizde bilinçlenip hakikati görerek kimsenin kandilini kutlamadılar, yatsı vaktinde camiye gitmediler, evlerine döndükten sonra Kur'an okumadılar. Zaten yüzüne Kur'an okumanın da matah bir şey olmadığını öğretmiştik değil mi onlara. Meal ne güne duruyordu! Kişinin anlamadığı lafızları okumasının ne faydası olabilirdi ki!
Peki, bütün bunları yapmakla ne geçti elimize? İnsanlığımıza insanlık katabildik, daha iyi müslüman olabildik mi? Her dini meseleyi didişme fırsatı bilmek, ayrılıkları büyütmekten, aramızda düşmanlıklar biriktirmekten gayrı neye yaradı?
Şahsen benim bu tartışmalardan sıdkım sıyrıldı artık. Ortaokul ve lise çağlarında mübarek gecelerde ailemin ardına düşüp cami cami dolaştığım, bilgisayarsız, internetsiz, Facebook'suz günlerimi özledim ben. Sanki o zaman daha huzurluydum. Bir gelenekten de ibaret olsa apayrı bir anlam ve önemi vardı bu gecelerin benim için.
Kuruttuk bütün maneviyatı el birliği ile. Aferin bize!
(Bu vesile ile mirac kandiliniz mübarek olsun!)
Osman GÜMAN

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KAŞ YAPAYIM DERKEN

İsmi bende mahfuz bir arkadaş, İslam diniyle tanışma sürecini anlattığı bir mektup göndermiş. Evvel emirde çok da İslamî olmayan bir hayat sürerken İslam dinine dair kendisini bir merak sarması üzerine bilgilenmek amacıyla dine dair bir takım kitaplar okumaya başlayınca farklı cemaat ve gruplara mensup arkadaşlarının güya iyiliği için yaptıkları müdahaleler yüzünden nasıl bir o yana, bir bu yana savrulduğunu ve bu cendereden kurtulmak için çareyi yabancı bir davetçinin videolarını izlemekte bulduğunu söylüyor. Bu arkadaşımız lütf-i ilahî ile bir yolunu bularak bu sancılı süreçten kurtulup sahil-i selamete çıkabilmiş? Peki ya çıkamayanlar, "sizin dininize de, size de..." diyerek gerisin geriye eski hayatına dönenler, yanlış yönlendirmelerimiz yüzünden göz göre göre ateizmin kucağına ittiklerimiz, uçuruma yuvarladıklarımız? Söyler misiniz, bu vebal kime ait? Bir yanda son derece dar, dışlayıcı ve ötekileştirici bir ehl-i sünnet yorumu, öte yanda züccaciye dükkanına giren fil...

TARİH TEKERRÜRDEN İBARET

Sarıklı Türkçü namıyla meşhur Halim Sabit Şibay'ın "Ulema ve talebe-i ulum efendilere: ıslah-ı medaris münasebetiyle" adlı bir risalesinde ilginç bir pasaj gördüm. Yazar, Arapları kastederek şöyle diyor: "Maamafiyh, hallerine bakmadan bilumum urbân (araplar), kendilerini hakiki bir müslüman zannederek bir türk gördükleri zaman "nasranî" (hıristiyan) demeye cesaret ediyorlar. Demek oluyor ki biz bunlar ile beş altı yüz seneden beri bulunduğumuz halde k endimizin hak müslüman olduğumuzu bunlara anlatamamışız." Daha dokuz on sene öncesine kadar arap ülkelerine giden arkadaşların adeta ağız birliği ettiği bir husus vardı: "Camide birlikte namaz kılıyoruz. Camiden çıkınca tanışıyoruz ve bize "müslüman mısın?" diye soruyorlar. Böyle bir soruyla karşılaştığımda çok canım sıkılıyordu" diye anlatıyorlardı. Şükür ki biz, Ürdün'de bir iki istisna haricinde böyle bir şey tercübe etmedik ama belli ki bu hal yeni değilmiş ve tarih sürek...

HAVADAN NEM KAPMAK

Türkçede, aralarında bir takım nüanslar olsa bile hepsi bir tür alınmayı ifade eden pek çok kelime mevcut. Bir çırpıda akla gelenler şunlar: "Alınmak, kırılmak, gücenmek, gocunmak, incinmek, rencide olmak, küsmek, gönül koymak, darılmak..." Bunlar arasından özellikle gocunmak, içerdiği bir nükte ile dikkat çeker. "Sen neden gocunuyorsun!" ya da "Yarası olan gocunur." sözlerinde olduğu gibi gücenmenin durduk yere, sebepsiz gerçekleştiğini ya da şahsın kendisinde mevcut bir sebeple gerçekleştiğini sezdirir. Yakın anlamlı bunca sözcük olması gücenmenin çok yaygın bir olgu olduğunun göstergesidir. Yaygındır; çünkü bireyler arasında derece farkı olsa da insan, doğası gereği alıngandır. Bir sözünüzden, davranışınızdan, hatta gülüşünüzden öyle bir mana çıkarır ki çıkan manaya şaşırıp kalırsınız. Bir kısım alınganlıkların haklı sebepleri olsa da kâhir ekseriyeti,yanlış anlama kaynaklıdır. Çoğu zaman durduk yere alınmayı da beraberinde getiren yanlış anlamaya da...