Ana içeriğe atla

BEYANIMDIR

Ehl-i Sünnet düşmanı değilim. Aksine sünnî bir çevrede büyüdüm. Sorulunca sünnî olduğumu söylerim; hiç de gocunmam. Ama yaş kuru bütün mesaili bir torbaya koyup “benim mezhebim haktır, diğer mezhepler batıldır” da demem. Tartarım, tartışırım, kani olduğum görüş neyse onu benimserim. Sözgelimi Mutezile’den söz edildiğinde cin görmüş gibi irkilmem. Mutezileyi de severim. Onları da teenni ile okur görüşlerini bir zenginlik sayarım.
Hanefî düşmanı değilim. Hanefî bir çevrede büyüdüm. Hanefîliğimi bir bahtiyarlık bilirim. Yıllarca eğitimini aldığım Hanefîliğe, Hanefîlere aslâ saygıda kusur etmem; yemek yediğim kaba pislemem. Ancak bir Hanefî söyledi diye de bir söze eyvallah etmem. Araştırır, eleştirir, doğru bulduğum neyse ona uyarım.
Ebu Hanife ne kadar benimse Şafiî de, Malik de Ahmed b. Hanbel’de o kadar benim. Maturîdî ne kadar benimse Eş’arî de, Gazzâlî de, Câhız da, Zemahşerî de o kadar benim. Bunu söyler, hepsiyle gurur duyarım.
Kimseye görüşümü dayatmam. Toptancı değilim. Bütün doğruları ne kendi haneme yazarım, ne başkasının. Ayrıca "indirilmiş din-uydurulmuş din" gibi sloganlara da iltifat etmem.
.
Birileri “Ehl-i sünnet değilsin, Hanefî değilsin” diyecekse varsın desin. Pireye kızıp yorgan yakmam. Ne sünnîliğimden vazgeçerim; ne Hanefîliğimdem. Pabuç pahalıdır bende. Afarozculara pabuç bırakmam.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KAŞ YAPAYIM DERKEN

İsmi bende mahfuz bir arkadaş, İslam diniyle tanışma sürecini anlattığı bir mektup göndermiş. Evvel emirde çok da İslamî olmayan bir hayat sürerken İslam dinine dair kendisini bir merak sarması üzerine bilgilenmek amacıyla dine dair bir takım kitaplar okumaya başlayınca farklı cemaat ve gruplara mensup arkadaşlarının güya iyiliği için yaptıkları müdahaleler yüzünden nasıl bir o yana, bir bu yana savrulduğunu ve bu cendereden kurtulmak için çareyi yabancı bir davetçinin videolarını izlemekte bulduğunu söylüyor. Bu arkadaşımız lütf-i ilahî ile bir yolunu bularak bu sancılı süreçten kurtulup sahil-i selamete çıkabilmiş? Peki ya çıkamayanlar, "sizin dininize de, size de..." diyerek gerisin geriye eski hayatına dönenler, yanlış yönlendirmelerimiz yüzünden göz göre göre ateizmin kucağına ittiklerimiz, uçuruma yuvarladıklarımız? Söyler misiniz, bu vebal kime ait? Bir yanda son derece dar, dışlayıcı ve ötekileştirici bir ehl-i sünnet yorumu, öte yanda züccaciye dükkanına giren fil...

TARİH TEKERRÜRDEN İBARET

Sarıklı Türkçü namıyla meşhur Halim Sabit Şibay'ın "Ulema ve talebe-i ulum efendilere: ıslah-ı medaris münasebetiyle" adlı bir risalesinde ilginç bir pasaj gördüm. Yazar, Arapları kastederek şöyle diyor: "Maamafiyh, hallerine bakmadan bilumum urbân (araplar), kendilerini hakiki bir müslüman zannederek bir türk gördükleri zaman "nasranî" (hıristiyan) demeye cesaret ediyorlar. Demek oluyor ki biz bunlar ile beş altı yüz seneden beri bulunduğumuz halde k endimizin hak müslüman olduğumuzu bunlara anlatamamışız." Daha dokuz on sene öncesine kadar arap ülkelerine giden arkadaşların adeta ağız birliği ettiği bir husus vardı: "Camide birlikte namaz kılıyoruz. Camiden çıkınca tanışıyoruz ve bize "müslüman mısın?" diye soruyorlar. Böyle bir soruyla karşılaştığımda çok canım sıkılıyordu" diye anlatıyorlardı. Şükür ki biz, Ürdün'de bir iki istisna haricinde böyle bir şey tercübe etmedik ama belli ki bu hal yeni değilmiş ve tarih sürek...

HAVADAN NEM KAPMAK

Türkçede, aralarında bir takım nüanslar olsa bile hepsi bir tür alınmayı ifade eden pek çok kelime mevcut. Bir çırpıda akla gelenler şunlar: "Alınmak, kırılmak, gücenmek, gocunmak, incinmek, rencide olmak, küsmek, gönül koymak, darılmak..." Bunlar arasından özellikle gocunmak, içerdiği bir nükte ile dikkat çeker. "Sen neden gocunuyorsun!" ya da "Yarası olan gocunur." sözlerinde olduğu gibi gücenmenin durduk yere, sebepsiz gerçekleştiğini ya da şahsın kendisinde mevcut bir sebeple gerçekleştiğini sezdirir. Yakın anlamlı bunca sözcük olması gücenmenin çok yaygın bir olgu olduğunun göstergesidir. Yaygındır; çünkü bireyler arasında derece farkı olsa da insan, doğası gereği alıngandır. Bir sözünüzden, davranışınızdan, hatta gülüşünüzden öyle bir mana çıkarır ki çıkan manaya şaşırıp kalırsınız. Bir kısım alınganlıkların haklı sebepleri olsa da kâhir ekseriyeti,yanlış anlama kaynaklıdır. Çoğu zaman durduk yere alınmayı da beraberinde getiren yanlış anlamaya da...