Ana içeriğe atla

DEİZM Mİ YOKSA SEKÜLERLEŞME Mİ?

Son bir yılın meşhur konusu, geçen günlerde İhsan Fazlıoğlu'nun başörtülü 17 ateist kız öğrencinin kendisini ziyaret ettiğine dair bir konuşması üzerine yeniden ve yoğun bir şekilde gündeme oturdu. Kimileri deizm ve ateizmin İmam Hatip Liseleri de dahil olmak üzere liselerde çokça yaygınlaştığını savunurken kimileri de bu olgunun aslında bir deizm olmadığını, aksine boğazımıza kadar sekülerleşme batağına saplandığımızı savundular. Tam burada bize de birkaç kelam etmek düştü.

Şahsi kanaatim şudur: Deizm ve ateizmin yaygınlaştığı yolundaki iddiaları yok saymıyorum; ama ben de ikinci grup gibi, asıl sorunun bir dünyevileşme sorunu olduğunu düşünüyorum. Genç nesil hayatta hiçbir zorlukla karşılaşmadan, bir eli yağda bir eli balda büyüyor. Her türlü isteği ailesi tarafından ikilenmeden karşılanan bu nesil, bilgisayarlar, akıllı telefonlar ve özellikle internet oyunları tarafından esir alınmış durumda; çocukların kahir ekseriyeti dişe dokunur bir kitap bile okumuyor. Genç neslin gerçek dünya ile irtibatı hemen hemen biyolojik ihtiyaçlarını karşılamakla sınırlı gibi. Bunun dışındaki vakitlerinde ise sanal dünyalarında yaşıyorlar. Haliyle bu durum, gerçek dünyaya ve gerçek dünyanın önemli bir parçası olan dine karşı bir ilgisizlik, kayıtsızlık oluşturuyor.

Lise çağımızda iken öğrencilerin elinde Mevdudi'nin Tefhimu'l-Kur'an'ı, Dört Terimi; Seyyid Kutub'ün Fizilal'i, Yoldaki İşaretleri, Hasan el-Benna'nın Risaleler'i, Said Havva'nın İslam'ı, Muhammed Hamidullah'ın İslam Peygamberi adlı eseri, Gazzali'nin İhyası ve Mehmed Zahid Kotku'nun eserleri... vardı. Şimdiki nesil ise ya hiç okumuyor, ya da Öldürücü Matematik, Saftirik serisi gibi işe yaramaz, beş para etmez kitaplarla vakit öldürüyor. 

Bizim neslin okuduğu kitapların doğru seçilmiş kitaplar olup olmadığı hususu ayrı bir tartışma konusu; ama şu açık ki o nesil ile bu neslin okudukları kitapların kalitesi ve derinliği arasında fersah fersah fark var. İki neslin okuduğu kitaplar arasındaki bu uçurum, ilgilerin nasıl değiştiğini ve yeni neslin nereye savrulduğunu göstermesi açısından önemli bir gösterge.

90'lı yıllar ile bugünler arasında önemli bir farklılık daha var. 90 yıllarda bir takım dini karakterli vakıf ve dernekler daha aktifti ve özellikle lisede okuyan öğrencileri kazanmak, onlara yönelik bir takım aktiviteler düzenlemek için gayret ederlerdi. O dönem gidip geldiğim bazı derneklerde çay ve kurabiyeler eşliğinde sohbetler edilir, sohbet öncesinde veya sonrasında da Bruce Lee, Jackie Chan filmleri izletilirdi. O dönemlerde Jackie Chan'in Sarhoş Tekniği, Kartal ve Yılan tekniği vesair filmlerini o evlerde az izlememişdir. Şimdi ise ne yazık ki genç neslin katılıp aralarında bir kimlik kazanacağı, dini konular üzerine okumaya ve düşünmeye merak salacağı ortamlar yok olup gitti. Varsa bile bunlar Türkiye sathına yayılmış değiller. Dar bir alanda faaliyet gösteriyorlar. Böyle olunca genç kuşak, yaparak ve yaşayarak, dini bir grup içinde sosyalleşerek kendi kimliğini bulma imkanından mahrum kalıyor.

28 Şubat, bu kurumların üzerinden adeta bir dozer gibi geçti; ya kapandılar ya da eski etki güçlerini ve alanlarını kaybedip gerilediler. Ardından Akparti'nin iktidara gelişi ile birlikte muhalefette olmanın diri tuttuğu geniş kesimler hiç beklemedikleri bir anda kendi destekledikleri partiyi iktidarda buldular. Akparti yıllar içinde başörtüsü önündeki engelleri kaldırdı ve müslüman halkın bir takım önemli problemlerini çözdü. Çözemediği meselelerde ise önceki dönemin ezilmişleri olan bu blok, "Hükümet bu meseleyi gündeme getirmiyorsa bir bildiği vardır, elbet sırası geldiğinde bu sorun da çözülecektir" diyerek susmayı tercih ettiler ve yaklaşık 20 yıllık tek parti iktidarı döneminde muhalefet duyguları tamamen köreldi, yok olmaya yüz tuttu.

Akparti iktidarı öncesinde geniş halk kesimleri kolay kolay uçağa binemez, seçkin mekanlarda yemek ve turistik gezi nedir bilmezlerdi. Akparti iktidarı vesilesiyle bu kesimler palazlandılar, elleri para gördü. Uçakla seyahat etmenin, tatilini Antalya'da, Gökçeada'da geçirmenin, hesapsızca para harcamanın tadına vardılar. Geçmişte yokluk çekmiş olan bu aileler "aman bizim çektiğimiz sıkıntıları çekmesin!" diyerek çocuklarının bir dediğini iki etmediler. Eskiden evin perdelerini çocuklar takar, sofrayı çocuklar serer, kaldırır, çöpü çocuklar döker, bakkaldan alışverişi çocuklar yapardı. İşin bir ucundan da onlar tutar ve böylece hayata ortak edilirlerdi. Şimdi ise saydığım bütün bu şeyleri kocalar yapıyor. Geçen yıl bir psikoloğun Youtube'da bir konuşması izlemiştim: "Şimdiki aileler çocuklarını refaha ortak ediyor; ama hayata ortak etmiyorlar" diyordu.

Sözün özü toplum, adeta bir ırmak gibi, kendine yatak oluşturarak bir yerlere doğru akıyor. Mesele toplumun değişmesi ve dönüşmesi; eski alışkanlıkların yerini yenilerinin almasıdır. Bu meseleyi sadece deizm ve ateizmin yaygınlaşması olgusu olarak okumak kanaatimce sorunu eksik okumaktır. Genç nesildeki deizm ve ateizm olgusu, asıl sorunun ta kendisi değil; bileşenlerinden bir tanesidir sadece.
Vallahu a'lem.
Osman GÜMAN, 06.04.2018 

Yorumlar

  1. Hocam, sanal etki hafife alınmadan deizm ve sekülerleşmeye karşı çalışmalar yapılmalı, 28 Şubat nesli din konukonus çok geride kaldı, dinini tanımayan, tanıma gayreti göstermeyen gençlergdoğal olarak sekülerleşmeye ve deizme kaydı. Daha yolunybaşındayız,sekülerizm ve deizm yılanının batıda olduğu gibi ejderhaya dönmeden başını ezebiliriz ve bu şimdi kolay, gelecektegzor yapılabilir. Selamlarla.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

KAŞ YAPAYIM DERKEN

İsmi bende mahfuz bir arkadaş, İslam diniyle tanışma sürecini anlattığı bir mektup göndermiş. Evvel emirde çok da İslamî olmayan bir hayat sürerken İslam dinine dair kendisini bir merak sarması üzerine bilgilenmek amacıyla dine dair bir takım kitaplar okumaya başlayınca farklı cemaat ve gruplara mensup arkadaşlarının güya iyiliği için yaptıkları müdahaleler yüzünden nasıl bir o yana, bir bu yana savrulduğunu ve bu cendereden kurtulmak için çareyi yabancı bir davetçinin videolarını izlemekte bulduğunu söylüyor. Bu arkadaşımız lütf-i ilahî ile bir yolunu bularak bu sancılı süreçten kurtulup sahil-i selamete çıkabilmiş? Peki ya çıkamayanlar, "sizin dininize de, size de..." diyerek gerisin geriye eski hayatına dönenler, yanlış yönlendirmelerimiz yüzünden göz göre göre ateizmin kucağına ittiklerimiz, uçuruma yuvarladıklarımız? Söyler misiniz, bu vebal kime ait? Bir yanda son derece dar, dışlayıcı ve ötekileştirici bir ehl-i sünnet yorumu, öte yanda züccaciye dükkanına giren fil...

TARİH TEKERRÜRDEN İBARET

Sarıklı Türkçü namıyla meşhur Halim Sabit Şibay'ın "Ulema ve talebe-i ulum efendilere: ıslah-ı medaris münasebetiyle" adlı bir risalesinde ilginç bir pasaj gördüm. Yazar, Arapları kastederek şöyle diyor: "Maamafiyh, hallerine bakmadan bilumum urbân (araplar), kendilerini hakiki bir müslüman zannederek bir türk gördükleri zaman "nasranî" (hıristiyan) demeye cesaret ediyorlar. Demek oluyor ki biz bunlar ile beş altı yüz seneden beri bulunduğumuz halde k endimizin hak müslüman olduğumuzu bunlara anlatamamışız." Daha dokuz on sene öncesine kadar arap ülkelerine giden arkadaşların adeta ağız birliği ettiği bir husus vardı: "Camide birlikte namaz kılıyoruz. Camiden çıkınca tanışıyoruz ve bize "müslüman mısın?" diye soruyorlar. Böyle bir soruyla karşılaştığımda çok canım sıkılıyordu" diye anlatıyorlardı. Şükür ki biz, Ürdün'de bir iki istisna haricinde böyle bir şey tercübe etmedik ama belli ki bu hal yeni değilmiş ve tarih sürek...

HAVADAN NEM KAPMAK

Türkçede, aralarında bir takım nüanslar olsa bile hepsi bir tür alınmayı ifade eden pek çok kelime mevcut. Bir çırpıda akla gelenler şunlar: "Alınmak, kırılmak, gücenmek, gocunmak, incinmek, rencide olmak, küsmek, gönül koymak, darılmak..." Bunlar arasından özellikle gocunmak, içerdiği bir nükte ile dikkat çeker. "Sen neden gocunuyorsun!" ya da "Yarası olan gocunur." sözlerinde olduğu gibi gücenmenin durduk yere, sebepsiz gerçekleştiğini ya da şahsın kendisinde mevcut bir sebeple gerçekleştiğini sezdirir. Yakın anlamlı bunca sözcük olması gücenmenin çok yaygın bir olgu olduğunun göstergesidir. Yaygındır; çünkü bireyler arasında derece farkı olsa da insan, doğası gereği alıngandır. Bir sözünüzden, davranışınızdan, hatta gülüşünüzden öyle bir mana çıkarır ki çıkan manaya şaşırıp kalırsınız. Bir kısım alınganlıkların haklı sebepleri olsa da kâhir ekseriyeti,yanlış anlama kaynaklıdır. Çoğu zaman durduk yere alınmayı da beraberinde getiren yanlış anlamaya da...