Ana içeriğe atla

YALANCI ÇOBANIN AKIBETİ

15 Temmuzda hain cemaat çetesi bir darbe girişiminde bulunup halkın ve kahraman polis ve askerlerin gayretleriyle girişim önlenince cemaate mensup bazı şahıslar da bizimle birlikte darbeyi kınadılar, hatta iki üç gün geçtikten sonra bayraklarını alıp meydanlara indiler. Ancak ne yazık ki ne yaparlarsa yapsınlar ikna edici olamıyorlar.
Neden mi? Çünkü bu ihanet şebekesinin mensupları tedbir ve takiyeyi, yalan ve dolanı iman esası gibi benimsemişler. Özal 90'lı yıllarda çetenin nursuz lideri hakkında hedefi on ikiden vurarak bakın ne diyor:

"Bende bıraktığı intiba kendisinden soğumama hatta çekinmeme sebep oldu; çünkü büyük bir ihtirasa sahip olduğu anlaşılıyor. Ona Türkiye yetmiyor, dünyayı istiyor. Sonraki dönemlerde bana gelen bilgiler de bu fikrimi destekliyor. Yalanı da rahat söylediğini fark ettim. Bunu güvendiğim müntesiplerinden birine örnek vererek anlattığımda, “Onun yalanı bile güzeldir” demesi beni daha da ürküttü. Zira bu zat etrafındakilere hulul ediyor ve neredeyse onları esir alıyor."
Ben şahsen 15 Temmuz gecesi bu canilerin vahşetine tanık olduktan sonra kafasına dank eden ve "ben bugüne kadar bu şerefsiz canilere mi gönül bağlamışım?" diyerek pişman olanlar olduğuna inanıyorum. Ne var ki bu insanlar yalan söylemeyi ve aldatmayı karakter haline getirdikleri için doğru söyleyenle yalan söyleyen birbirinden seçilemiyor. bu yüzden kuru kuruya darbe kınamaları maalesef inandırıcı olmuyor.
Benim gerçekten pişmanlık çeken ve vicdanını rahatlatmak isteyenlere tavsiyem, öncelikli olarak cemaat mensubu olduklarını itiraf etmeleri ve Gaziantepli bir cemaat ablasının yaptığı gibi, bugüne kadar yapıp ettikleri kepazelikleri bir bir sayıp dökmeleri ve ardından bugünden itibaren cemaatle hiçbir bağları kalmadığını ilan etmeleridir. Kusura bakmasınlar; ama öyle hizmet-hezimet, himmet-ihanet edebiyatı yapmakla, profiline Tayyip Erdoğan fotoğrafı koymakla, Türk bayrağını alıp meydanlara inmekle ve kaç yıllık geçmişinin üstünü örterek başkalarını iftiracı ilan etmekle olmuyor. Ya itirafçı olup bu çetenin ipini pazara çıkarsınlar ya da en azından sussunlar.

Osman Güman, 7 Ağustos 2016

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KAŞ YAPAYIM DERKEN

İsmi bende mahfuz bir arkadaş, İslam diniyle tanışma sürecini anlattığı bir mektup göndermiş. Evvel emirde çok da İslamî olmayan bir hayat sürerken İslam dinine dair kendisini bir merak sarması üzerine bilgilenmek amacıyla dine dair bir takım kitaplar okumaya başlayınca farklı cemaat ve gruplara mensup arkadaşlarının güya iyiliği için yaptıkları müdahaleler yüzünden nasıl bir o yana, bir bu yana savrulduğunu ve bu cendereden kurtulmak için çareyi yabancı bir davetçinin videolarını izlemekte bulduğunu söylüyor. Bu arkadaşımız lütf-i ilahî ile bir yolunu bularak bu sancılı süreçten kurtulup sahil-i selamete çıkabilmiş? Peki ya çıkamayanlar, "sizin dininize de, size de..." diyerek gerisin geriye eski hayatına dönenler, yanlış yönlendirmelerimiz yüzünden göz göre göre ateizmin kucağına ittiklerimiz, uçuruma yuvarladıklarımız? Söyler misiniz, bu vebal kime ait? Bir yanda son derece dar, dışlayıcı ve ötekileştirici bir ehl-i sünnet yorumu, öte yanda züccaciye dükkanına giren fil...

TARİH TEKERRÜRDEN İBARET

Sarıklı Türkçü namıyla meşhur Halim Sabit Şibay'ın "Ulema ve talebe-i ulum efendilere: ıslah-ı medaris münasebetiyle" adlı bir risalesinde ilginç bir pasaj gördüm. Yazar, Arapları kastederek şöyle diyor: "Maamafiyh, hallerine bakmadan bilumum urbân (araplar), kendilerini hakiki bir müslüman zannederek bir türk gördükleri zaman "nasranî" (hıristiyan) demeye cesaret ediyorlar. Demek oluyor ki biz bunlar ile beş altı yüz seneden beri bulunduğumuz halde k endimizin hak müslüman olduğumuzu bunlara anlatamamışız." Daha dokuz on sene öncesine kadar arap ülkelerine giden arkadaşların adeta ağız birliği ettiği bir husus vardı: "Camide birlikte namaz kılıyoruz. Camiden çıkınca tanışıyoruz ve bize "müslüman mısın?" diye soruyorlar. Böyle bir soruyla karşılaştığımda çok canım sıkılıyordu" diye anlatıyorlardı. Şükür ki biz, Ürdün'de bir iki istisna haricinde böyle bir şey tercübe etmedik ama belli ki bu hal yeni değilmiş ve tarih sürek...

HAVADAN NEM KAPMAK

Türkçede, aralarında bir takım nüanslar olsa bile hepsi bir tür alınmayı ifade eden pek çok kelime mevcut. Bir çırpıda akla gelenler şunlar: "Alınmak, kırılmak, gücenmek, gocunmak, incinmek, rencide olmak, küsmek, gönül koymak, darılmak..." Bunlar arasından özellikle gocunmak, içerdiği bir nükte ile dikkat çeker. "Sen neden gocunuyorsun!" ya da "Yarası olan gocunur." sözlerinde olduğu gibi gücenmenin durduk yere, sebepsiz gerçekleştiğini ya da şahsın kendisinde mevcut bir sebeple gerçekleştiğini sezdirir. Yakın anlamlı bunca sözcük olması gücenmenin çok yaygın bir olgu olduğunun göstergesidir. Yaygındır; çünkü bireyler arasında derece farkı olsa da insan, doğası gereği alıngandır. Bir sözünüzden, davranışınızdan, hatta gülüşünüzden öyle bir mana çıkarır ki çıkan manaya şaşırıp kalırsınız. Bir kısım alınganlıkların haklı sebepleri olsa da kâhir ekseriyeti,yanlış anlama kaynaklıdır. Çoğu zaman durduk yere alınmayı da beraberinde getiren yanlış anlamaya da...