Ana içeriğe atla

BİTMEYEN ÜMMİLİĞİMİZ

İmam Hatip Lisesinde okuduğum yıllarda her Ramazan ve bayram arefesinde Van ve Erzurum gibi rakımı yüksek doğu şehirlerinden bir haber gelir ve özellikle Diyanet İşleri Başkanlığı ile barışık olmayan kesimler Ramazana ve bayrama ya bir gün önce veya sonra girerlerdi. Son yıllarda buna dair herhangi bir haber duymuyorum; ama hâlâ başta Suudi Arabistan olmak üzere Arap ülkelerini dikkate alarak aynı uygulamayı devam ettirenlerin sayısının hiç de azımsanmayacak kadar çok olduğunu biliyorum.
Ben şahsen belki biraz da içinde büyüdüğüm ailemin etkisiyle bir kez haricinde hiçbir zaman bu tip haberlere ve Arap ülkelerinin uygulamalarına iltifat etmemiş ve daima resmi olarak ilan edilen Ramazan ve bayram başlangıç ve bitişleri ne ise onu esas almışımdır.
İstisnaya gelince arkadaşım Soner Duman'la birlikte Ürdün'e sanırım Ramazan'ın başlamasına iki gün kala gitmiştim. İkinci gün kendimize bir ev bulmuştuk. Ürdün'de memurluk yapan, gün görmüş ve kültürlü bir ev sahibimiz vardı. Ürdün'de Ramazan Türkiye'den bir gün sonra başlayacaktı. Biz ev sahibimize ertesi gün oruç tutacağımızı söyleyince şaşırdı ve ben sizin yerinizde olsam böyle yapmazdım dedi. Biz, Arap ülkelerindeki uygulamanın daha doğru olduğunu söyleyeceğini beklerken o bize "Ben şahsen şimdi Türkiye'de olsaydım ayrılık çıkarmaz ve Türkiye ile birlikte oruca başlardım. Ama siz şimdi Ürdün'de olduğunuza göre sizin de buranın halkı ile birlikte oruca başlamanız daha doğru olur" deyiverdi. Biz ev sahibimizi haklı bulduk ve Türkiye'ye değil, Ürdün'e göre oruç tutmuştuk. Ama Şevval hilali Türkiye ile aynı tarihe denk gelmiş ve biz Türkiye ile birlikte bayram etmiştik.
Ramazan ve bayramın başlangıcı konusunda İslam devletleri nice kez toplantı, nice kararlar alındı; ama biraz da siyasi sebeplerden dolayı uygulama birliği bir türlü sağlanamadı gitti. Hani liselerde öğrenciler özellikle okulun son bir iki haftasında bazı günler kendi aralarında son bir iki derse girmemek konusunda anlaşıp sınıfı terk ederler; ama herkes ayrıldıktan sonra birkaç öğrenci sessizce gelip yine derse girer ya bu meselede öyle. Yapılan toplantıda hilalin çıplak gözle görülmesini değil; astronomik hesabı dikkate alacağını deklare eden ülkelerin çoğu Ramazan başında yine fabrika ayarlarına döner ve bildiğini okur ve yine müslümanlar Ramazan'ı ve bayramı birer gün arayla idrak ederler.
Peki, hangi uygulama doğru ve kim haklı ve delil ne? Konuyla ilgili rivayet şu: Hz. Peygamber (s.a.v.) "Ramazan ayının hilalini görünce oruca başlayın, Şevval hilalini görünce oruca son verin." buyurmuş olup kimileri bu rivayete dayanarak çıplak gözle rasat yapmanın gerekli olduğunu, astronomik hesapların bu konuda dikkate alınamayacağını savunmuştur. Klasik dönemde hesabın dikkate alınabileceği yolunda bir takım görüşler bulunmakla birlikte ağırlıklı olarak tercih edilen görüş rasat yapmanın gerekli olduğu yolundadır.
Ancak günümüzde uzay cisimlerinin hareketlerini inceleyen astronomi bilimi son derece gelişmiş olup dünyanın kendi ekseni etrafında ve güneş etrafında dönüşü, ayın yerküre etrafındaki hareketi ve gelişmiş uzay teleskopları ile incelenebilen diğer gök cisimlerinin hareketleri kesintisiz olarak izlenebilmekte ve hangi tarihte güneş veya ayın tutulacağına, hangi gece falanca takım yıldızının görüleceğine, hangi tarihte bir gök cisminin dünyanın yakınından geçeceğine ve nadirattan olan bir gök olayının bundan kaç yıl sonra tekrarlanacağına varıncaya kadar astronomik olaylar tespit edilebilmektedir. Evet, uzaya dair bildiklerimiz bilmediklerimizin yanında çok ama çok azdır; ama şu bir gerçek ki geçmişe nispetle uzay hakkında az şey de bilmiyoruz artık. İşte kameri veya şemsî bir ayın kaç gün çekeceği hususu da bu bilgiler cümlesindendir.
Yıllık olarak takvimlerde de yer alan bu bilgiler meteorolojik bilgilerin aksine tahmine değil; matematiksel bilgiye dayanmaktadır ve dolayısıyla kesindir. Şu halde artık günümüzde çıplak gözle rasat terk edilmeli ve takvimlerde önceden belirlenmiş olan ay başlangıç ve bitişleri dikkate alınmalıdır. İnsanlığın bilim ve teknolojide kat ettiği mesafeyi görmezden gelerek hilali gözetlemekten başka ayın başlangıç ve bitişini tespit için hiçbir yolun bulunmadığı bir dönemde Hz. Peygamber'in (s.a.v.) söylediği bir sözün zahirine tutunup bunu şaşmaz bir din kuralı haline getirmek, ümmîlikten başka bir şey olmasa gerektir.
Bu vesile ile hepinizin Ramazanını tebrik ediyor, iftarda tıka basa yiyip bayrama göbekli bir insan olarak çıkmaktan, gıybetten, hasetten, riyadan, bilcümle kalp afetlerinden, iftar saati ve sahur saatinde yayına girip parsayı toplamaktan başka bir işe yaramayan TV programlarından, "erken sahur yapıyoruz" gibi lüzumsuz Ramazan tartışmalarından ve "ey oruç tut beni!" gibi ne idüğü belirsiz saçma sapan geyiklerden uzak, asude bir Ramazan geçirmenizi diliyorum.
Osman Güman, 26.05.2017

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KAŞ YAPAYIM DERKEN

İsmi bende mahfuz bir arkadaş, İslam diniyle tanışma sürecini anlattığı bir mektup göndermiş. Evvel emirde çok da İslamî olmayan bir hayat sürerken İslam dinine dair kendisini bir merak sarması üzerine bilgilenmek amacıyla dine dair bir takım kitaplar okumaya başlayınca farklı cemaat ve gruplara mensup arkadaşlarının güya iyiliği için yaptıkları müdahaleler yüzünden nasıl bir o yana, bir bu yana savrulduğunu ve bu cendereden kurtulmak için çareyi yabancı bir davetçinin videolarını izlemekte bulduğunu söylüyor. Bu arkadaşımız lütf-i ilahî ile bir yolunu bularak bu sancılı süreçten kurtulup sahil-i selamete çıkabilmiş? Peki ya çıkamayanlar, "sizin dininize de, size de..." diyerek gerisin geriye eski hayatına dönenler, yanlış yönlendirmelerimiz yüzünden göz göre göre ateizmin kucağına ittiklerimiz, uçuruma yuvarladıklarımız? Söyler misiniz, bu vebal kime ait? Bir yanda son derece dar, dışlayıcı ve ötekileştirici bir ehl-i sünnet yorumu, öte yanda züccaciye dükkanına giren fil...

TARİH TEKERRÜRDEN İBARET

Sarıklı Türkçü namıyla meşhur Halim Sabit Şibay'ın "Ulema ve talebe-i ulum efendilere: ıslah-ı medaris münasebetiyle" adlı bir risalesinde ilginç bir pasaj gördüm. Yazar, Arapları kastederek şöyle diyor: "Maamafiyh, hallerine bakmadan bilumum urbân (araplar), kendilerini hakiki bir müslüman zannederek bir türk gördükleri zaman "nasranî" (hıristiyan) demeye cesaret ediyorlar. Demek oluyor ki biz bunlar ile beş altı yüz seneden beri bulunduğumuz halde k endimizin hak müslüman olduğumuzu bunlara anlatamamışız." Daha dokuz on sene öncesine kadar arap ülkelerine giden arkadaşların adeta ağız birliği ettiği bir husus vardı: "Camide birlikte namaz kılıyoruz. Camiden çıkınca tanışıyoruz ve bize "müslüman mısın?" diye soruyorlar. Böyle bir soruyla karşılaştığımda çok canım sıkılıyordu" diye anlatıyorlardı. Şükür ki biz, Ürdün'de bir iki istisna haricinde böyle bir şey tercübe etmedik ama belli ki bu hal yeni değilmiş ve tarih sürek...

HAVADAN NEM KAPMAK

Türkçede, aralarında bir takım nüanslar olsa bile hepsi bir tür alınmayı ifade eden pek çok kelime mevcut. Bir çırpıda akla gelenler şunlar: "Alınmak, kırılmak, gücenmek, gocunmak, incinmek, rencide olmak, küsmek, gönül koymak, darılmak..." Bunlar arasından özellikle gocunmak, içerdiği bir nükte ile dikkat çeker. "Sen neden gocunuyorsun!" ya da "Yarası olan gocunur." sözlerinde olduğu gibi gücenmenin durduk yere, sebepsiz gerçekleştiğini ya da şahsın kendisinde mevcut bir sebeple gerçekleştiğini sezdirir. Yakın anlamlı bunca sözcük olması gücenmenin çok yaygın bir olgu olduğunun göstergesidir. Yaygındır; çünkü bireyler arasında derece farkı olsa da insan, doğası gereği alıngandır. Bir sözünüzden, davranışınızdan, hatta gülüşünüzden öyle bir mana çıkarır ki çıkan manaya şaşırıp kalırsınız. Bir kısım alınganlıkların haklı sebepleri olsa da kâhir ekseriyeti,yanlış anlama kaynaklıdır. Çoğu zaman durduk yere alınmayı da beraberinde getiren yanlış anlamaya da...